R
GİRİŞ
TR
EN

Gökalp Gönen: Sinemacının başka disiplinlerde de söyleyecek bir şeyleri olmalı

#SİNEMA
Kardelen Uysal
13 Dec 2019

Gökalp Gönen, Yıldız Teknik Üniversitesi İletişim Tasarımı Bölümü mezunu, yaşadığımız dünyanın hassasiyetlerine duyarlı, büyülü sonların mimarı bir yönetmen. Avarya, Altın Vuruş gibi başarılı animasyonlara imza atan yönetmenin kısa filmleri hem pek çok ödül aldı hem de yurt içi ve yurt dışında pek çok festivalde gösterildi. Onun yaptığı filmlere güçlü bir senaryonun yanı sıra muhteşem bir teknik eşlik ediyor. Yaratıcı ütopik dünyalar yaratan Gönen aynı zamanda oldukça çarpıcı fotoğraflar da çekiyor. Şimdiden adından sıkça söz ettiren yönetmeni ileride de sık sık duyacağız gibi görünüyor.

 

Kendisiyle film çekmekle büyücülük arasındaki ortak noktaları, filmlerinde robot karakterler kullanmayı tercih etmesinin nedenlerini, ülkemizde yapılan film festivallerinin eksikliklerini, hem hikaye anlatımı hem teknik açıdan güçlü bir eser yaratmanın yolunu konuştuk. Keyifli okumalar.

Büyücü olmak istiyordun ve ona en yakın işi yapıyorsun. Böyle belirtiyorsun bir röportajında. Sana film çekerken büyücü gibi hissettiren noktalar nelerdir?

Bu cevabı bir dönem naif bulsam da şu anda da aynı yerdeyim. Büyü pozitif bir anlam taşısa da aslında tanımlanamayan etkilerin genel adı. Yani bize etkileyen ya da etkisini gözlediğimiz o garip şeyler. Kadrajınızda, ışık, nesneler ve karakterler bir araya gelince onların zamanda yayılış şekillerinin de bir etkisi var. Gerçek hayatta pek de karşımıza çıkmayan olağanüstü düzenlemeler burada pekala mümkün ve o, olağanüstü düzenlemelerin insanlarda oluşturduğu etkinin adı büyü. İşte ben de kareleri art arda koyarken, ışıklarımı yerleştirirken ya da karakterimin gözlerini çizerken bu etkinin ortaya çıktığına şahit oluyorum. Bunu ben üretmiyorum sanki. Sadece o etkinin ortaya çıkmasına vesile oluyor gibi hissediyorum. Büyü bence böyle bir şey. Büyücüler de o bir yerlere gizlenmiş gizli gücü ortaya çıkarabilme yeteneğine sahip kişiler. Kendilerinin bizzat ruhani bir tarafı yok, onlar aracıdırlar.  O bilinmez güçler alemi ile dünyamız arasında bir kapı açar ve büyüye sebep olurlar. Sinema işte o kapı, olağanüstü bir planla yerleştirilmiş nesneler ve düşünceler büyü ve bizler de bunlara sebep olan büyücüler gibi bir şeyiz. Güçler alemi dediğim yer de izleyicinin içindeki dünya. Onlardan gelip, yine onlara çarpıyor.

Yönetmen Gökalp Gönen kafasını sağa çevirmiş. Yüzünde bir gülümseme var.

Hikayelerle büyüdün ve sen de hikayeler anlatıyorsun. Seni bu hikaye anlatıcılığına sürükleyen hikayelerin konularını, hislerini hatırlıyor musun?

O çok akıcı kitaptan kafamızı indirdiğimizde, tıpkı rüyadan uyanmış gibi gerçek dünyaya döneriz hani. Yatağa uzattığımız parmak uçlarımız, üzerine giysiler yığılmış dağınık sandalye ve artık kalkıp yemek pişirmemiz gerektiğini hatırlatan aç bir karın. Daha iki dakika önce, bütün galaksiye yayılmış insan ırkının, ilk geldikleri ve unuttukları yer olan dünyayı arayan bir uzay gemisindeki araştırmacı profesördüm! Bir hikayeyi okumaya başladığımda, beni etkisi altına alma biçimi, gerçek hayatla oluşturduğu bu kontrast, beni o dünyayı yaratanlara hayran bıraktı ve yapabileceğim daha iyi birşey olmadığına karar verdim. Elbette sadece tüketici olarak kalabilir ve bu keyfi sürmeye devam edebilirdim. Ancak boş bir kağıda küçücük ‘’yeni’’ bir şey karaladığımda zihnime akan o garip hissi çok sevdim ve gücüm yettiği sürece onu tatmaya devam etmek istiyorum.  

Avarya ve Altın Vuruş’ta robotlar üzerinden bir anlatım biçimine şahit oluyoruz. Robotları seçmenin nedenleri neler?

Altın Vuruş için konuşacak olursam bu büyük oranda teknik bir sebep. Robotlar sert eklemli karakterler olduğu için ve çalışma biçimlerine çok fazla aşina olmadığımız için gerçekçi dokulara sahip organik bir karaktere göre daha doğal duruyorlar. Bu üç boyutlu animasyonun doğası ile de alakalı. İyi çalışan bir konsept tutturmak oldukça zor ve başarısız olduğunuzda, üç boyutlu animasyon çok kötü duruyor. Benim işlerimde o başarısızlıklardan var. Ama robotlar yerine insanlar olsaydı, bunlar çok daha fazla ortaya çıkacaktı. Fakat tüm bu teknik kaygılar hikayeyi de şekillendirdi. Yani altın vuruşun hikayesini daha yazmadan robot kullanacağımı bildiğim için ışık enerjisi ile çalışan makinalar hikayenin çalıştırıcı unsurlarından biri oldu. Sonunda birbirlerini tamamladılar.

 

Öte yandan Avarya’da durum böyle değil. Gerçekçi bir karakterimiz de var çünkü. Avarya’da görevi yöneten karakter, kararı değiştirilemeyecek, ikna edilemeyecek bir karakter olmalıydı. Robot bu yüzden uygun. Robot, adamı gemiye hapsederken onu suçlamıyoruz. Robotun tasarlanma biçimini, işleyişini ve sonuçta yine insanı suçluyoruz. Hikayede insanı temsil eden tek kişi için, kendi etti kendi buldu diyoruz.

 

Genel nedenlere gelecek olursak da robotların evrimin bir sonraki büyük adımı, yeni çağı olabileceğine dair bir inancım var. Bildiğimiz kadarıyla evrimin gittikçe daha iyi hale getirdiği türler tek bir amaca hizmet ediyordu. Genetik bilgiyi bir sonraki nesile aktarmak. O, daha iyi gören gözler, daha hızlı koşan bacaklar ve o büyük problemleri çözen beyin, daha fazla hayatta kalıp daha fazla çoğalabilmek için bu kadar gelişti. Bu öyle planlı bir şey değildi. Bir taşı havaya fırlattığınızda, tekrar yere düşmesi gibi basit, fiziksel bir neticeydi. Fakat bu fiziksel olaylar silsilesi robot üretebilecek bir beynin evrilmesine sebep oldu. İşte o robotlar, evrimin deneye yanıla ürettiği bir sonraki türü, hiç hata yapmadan gerçekleştirebilir ve ‘gen aktarımı’ misyonu sona ererek bu bilinç yeni bir yola girebilir. Şimdilik bilim kurgunun konusu olan bu yolun yolcusu büyük ihtimalle robotlar olacak. Böylece hayatta kalmak ve genlerini bir sonraki nesile aktarmak yerine bir gün tamamen soğuyacak evreni, bu karanlık sondan kurtarabilirler mi, bunun arayışına girecekler.

Altın Vuruş filminden bir kare. Bir robot, elinde ışıkla yerde oturmuş duruyor.

“Mutlu sonlar, karanlık sonların bir sonraki aşaması” diyorsun. Bu cümlenin dünyayla olan ilişkisini anlatır mısın?

Aslında burada, karanlık, mutsuz, kötü son tanımını açmak gerekiyor biraz. Ben sonlarda mutsuzluğu hedeflemiyorum aslında. Sadece şüpheye yer bırakmayacak bir doğrulukta ve çözülmüşlükle filmi kapatmak istiyorum. Bunlar da genellikle iyi hissettiren sonuçlar olmuyor.  Bir şey yok olana dek, yok olmadığı her gün sevinir. Tüm hastalıklara çare bulsak da güneş bir gün şişecek. Güneşi sakinleştirsek ya da başka bir yere kaçsak da evren bir gün soğuyacak. En iyi ihtimalle, her şey baştan başlayacak. Asimov’un The Last Question’ı bu konuda güzel bir örnek. Mutlu sonlarda varılan yer hep aynıdır. Kahramanımız dertlerini çözdü, huzura erdi, istediğini aldı ve mutlu oldu. Ne zamana kadar? Başka bir sorun ortaya çıkana kadar. Mutlu hikayeler elbette vardır ama en büyük hikayenin, bizim istediğimiz gibi bitmeyeceğene eminim.

Avarya filminden bir sahne. Yaşlı adam uzay gemisinden dışarı bakıyor. Yanında da robotu var.

Bir filmi yalnız yaptın, bazılarında insanlarla çalıştın. Tekrardan yalnız çalışmaya dönmek istemenin nedeni ne? Yalnız çalışmanın avantajları neler? Yalnız çalışmak için nasıl bir senaryoya ihtiyaç duyuyorsun? Hangi durumlarda başkalarına ihtiyaç hissediyorsun?

Buna bir metaforla yanıt vermeli. Animasyon film yapmayı ağaç yontarak heykel yapma işine benzetelim. Ben, sahip olduğum beceriler ve donanımla bir İsveç çakısıyım. Hemen hemen her şeyi yapabilirim ama bir isveç çakısı kadar. Benimle kocaman bir çam ağacını yontmaya kalkarsanız hem çok yorulur hem de bir noktada motivasyonunuzu kaybeder pes edersiniz. Öte yandan bu işi daha rahat yapabileceğiniz baltalar, elektrikli bıçkılar, keserler bulabilirsiniz. Onlar belli işleri yapmak için uzmanlaşmışlardır.

 

Ekiple çalışmak, yontmak istediğiniz ağacı, bir takımhanede, birçok alet edevata erişerek rahatça yapmak demek. Ama işte sıkıntı burada. O takımhanede kalmak zorundasınız. O aletleri satın almak zorundasınız ve bu bir hayli pahalıya patlayabilir.

 

Oysa kendinize kütük yerine küçük bir ağaç parçası seçseydiniz, İsveç çakısı ile bir sürü aleti yönetmeye gerek kalmadan, ormanda bir akarsuyun kenarında ağacınızı yontabilirdiniz. Yani ihtiyacınız illaki büyük bir yontma ise ekip şart evet ama bence küçük ağaç parçaları da çok güzel, bakmaya değer şeylere dönüşebilir. Biri diğerinden daha iyi değil diye düşünüyorum. Ben şimdi havalı havalı bunu dedim, kesin bir sonraki projemde 50 kişi olacağız. Neyse,öylesi daha havalı...

Hem hikaye anlatımı hem teknik açıdan güçlü bir eser yaratmanın yolu nereden geçiyor?

Bu konuda kesin bir formül vermek en büyük yönetmenler için bile mümkün olmasa gerek. Doğru kimyanın bir araya gelmesi biraz da şansla alakalı sanıyorum. Güçlü eserin sırları, insanlarla kurduğu iletişimle başlıyor. Bu da ne kadar sağduyu sahibi olduğunuzla doğrudan alakalı galiba. Teknik açıdan güçlenmek için kendi disiplininde boğulmadan, başka disiplinlerde de söyleyecek bir-iki şeyi olmalı sinemacının. İyi kompozisyonlar için fotoğrafla dost, iyi diyalog yazmak için edebiyatla eş olmak lazım mesela. Bir şehri nasıl gezmeyi tercih ettiğinizle ya da pilavı nasıl pişirdiğinizle bile alakası var iyi filmin. İş o kadar gizemli ki herkes ölesiye eşelemeye devam edecek bu sorunun cevabını.

Avarya filminden bir kare. Yaşlı adam uzay gemisinden dünya üzerinde çorak bir yere doğru iniyor. Etrafta kayalar, kurumuş ağaçlar var.

Bir yandan çok güzel makro fotoğraflar çekiyorsun. Detayı görmenin sırrı nedir?

Makro, sokak, manzara, abstract, kısacası fotoğrafın her türü ilgimi çekiyor. Sokağa elin ceplerinde çıkmak ile bir fotoğraf makinesi ile çıkmak çok farklı şeyler. Fotoğrafın, ışık, renk kompozisyon konularında bana güzel dersler verdiğine inanıyorum. Makro fotoğraf ise en eğlencelilerden çünkü küçücük bir bahçe detaylardan bir şey çıkar mı acaba diye baktığınızda, kocaman bir evrene dönüşüyor ve birkaç metrekare alanda çok keyifli vakit geçirmek mümkün oluyor. Ben limon bahçesinin içinde büyüdüm. Ama limon yapraklarını güneşe doğru tutunca içinde yıldızlar olduğunu geçtiğimiz aylarda farkettim. 30 yıl sonra gelen bu küçük keşif limon ile olan samimiyetimi artırdı. Fotoğraf makinesi ile dışarı çıkmak biraz böyle birşey işte. Etrafa bakıp, hikaye aramak.

Gökalp Gönen'in çektiği fotoğraflardan biri. Yakından mantarlar çekilmiş. Etrafında yosunlar var. Küçük boyda yavru mantarlar bunlar.

Ülkemizdeki film festivallerinde filmden çok başka konulara dikkat çekiliyor. Yurt dışında festivallere katılmış biri olarak ülkemizdeki organizatörlere tavsiye verebilir misin?

Festivallerimiz, film festivali olduğu için mecburen film seçmek zorunda kalmış etkinlikler gibi davranıyorlar. Zira seçtikleri filmlerle çoğu zaman ilgilenmiyorlar bile. Onun yerine festivali ziyaret eden şarkıcılar, seçkideki filmlerde bile rol olmamış oyuncular vb. kişiler onları daha çok cezbediyor. Bu çabayı anlıyorum. Basında orada burada daha çok ses getirmek ve böylece bir sonraki sene de bütçe bulabilmek için bu stratejilere başvuruyorlar sanırım. Ama bu anlamsız strateji, festivallerin bir karakter kazanmasının önündeki en büyük engel. Önemli festivallerin en önemli özelliği budur. Bir duruşları ve ağırlıkları vardır. Bunu kazanabilirlerse markalar sponsor olmak için sıraya girecektir eminim. Festivallerin halk nezdinde bir karşılığı pek yok. Festival olduğu zaman konuklar kendi arasında al gülüm ver gülüm durumundalar. Halbuki herkesin katılabileceği atölyeler, söyleşiler olsa. Festivale filmi seçilen yönetmen, seyirci ile daha çok buluşturulsa bu festivalde dahil olmak üzere herkesin yararına olur. Bizim festivallerimizin çoğu AVM açılışı gibi geçiyor. İyi olanlar da var elbette. Mesela İstanbul’da Documentarist, yine aynı ekibin düzenlediği Hangi İnsan Hakları Film Festivali, Türkiyenin en gerçek, en verimli film festivalleri. Bizzat katılmamış olsam da, Uşak Film Festivali de enerjisini boş şeylere harcamadan film üzerine mesai harcıyor gibi. Başka örnekleri de vardır elbette ama genel tablo üzücü.

Gelecekteki projelerinden bahsetmek ister misin?

Ancak çok yakın geleceği planlayabiliyorum bu ara. Bir süre dinlenmek, teknik anlamda kendimi güncellemek ve araştırmak niyetindeyim. Şu ana kadar yaptığım filmler benim için bir dönemdi, hepsi hemen hemen aynı kafa setinden çıktı. Yeni başlayacağım işlerin ise daha farklı bir setten olacağını düşünüyorum. Onu bir oturup yerine yerleştirmem gerekli. Belki bu sürede başka medyalara bulaşırım. Hikayeleri farklı şekillerde işlemeyi denerim. Film festivalleri bir yere kadar beni motive etse de bir oranda da zehirledi. Başarılı olmayı, belli başlı festivallere kabul almaya bağlayıp, beni heyecanlandıran hikayelerden vazgeçip festivallerin beğeneceği hikayeleri düşünmeye başladım ve hevesimi yitirmeye başladım. Bu çok saçma bir düşünce elbette. O iyi festivallerde gördüğünüz filmleri izleyip izleyip, hepsinden bir şey taşıyan ortak bir filmin hayali ile üretime odaklanmaya çalışıyorsunuz ve güzel bir hikaye çıkmasını umuyorsunuz. Böyle birşey yok, eminim. Zaten bu yüzden mutsuz hissetmeye başladım bir noktada. İşte ilk iş bundan kurtulmak ve kimseyi umursamadan yazmaktan keyif alacağım hikayeleri tekrar keşfetmek, en öncelikli hedefim.

Eklemek istediğin bir şey var mı?

Hem otuzbeşlik.com’a hem de Birikim Atölyesi’ne, kısa filme sundukları destek için çok teşekkür ederim. Şahane bir iş yapıyorsunuz. Devam etmesi dileğiyle.

Gökalp Gönen'i aşağıda yer alan Instagram ve Vimeo hesabından takip edebilirsiniz.

Instagram

Vimeo

Not: Fotoğraflar görme engelli okuyucularımız için betimlenmiştir. Görsellerin altında bulunan yazılar bu amaca hizmet etmektedir.

Benzer yazılar
#SPOR
İzmir'de skydiving'den kaya tırmanışına, rüzgar sörfünden tüplü dalışa, ATV'den go-kart'a birçok ekstrem spor seçeneği b...
Gülay Güler
21 Feb 2020
#TİYATRO
Eğitmen, oyuncu ve yönetmen İbrahim Güngör ve koreograf, oyuncu ve eğitmen Jülide Derya ile Tiyatro Terminal'de tiyatro ...
Kardelen Uysal
20 Feb 2020
#SOSYAL SORUMLULUK
Birleşmiş Eller, duyduğu, gördüğü her yere yardım eli uzatmaya çabalayan bir oluşum. Ayrımların sosyal adaletsizliği kör...
Kardelen Uysal
18 Feb 2020
#SİNEMA
Farklı sinema türlerine merakınız varsa, bağımsız filmlerden, dünya sineması örneklerinden seçkiler izlemeyi seviyorsanı...
Kardelen Uysal
17 Feb 2020
#TİYATRO
5-22 Mart 2020 tarihleri arasında gerçekleşecek 14'üncü İzmir Uluslararası Kukla Günleri, bu yıl da dünyanın en büyük ku...
Editör
17 Feb 2020
#TİYATRO
#KONSER
İzmir de bu hafta kaçırılmaması gereken hangi konserler, tiyatro oyunları, festivaller var, gelin beraber bakalım, ajand...
Editör
17 Feb 2020
#EĞLENCE MEKANI
#MÜZİK
#DANS
İzmir'in en sevilen gece kulüplerini listeledik. Elektronik dans müziği, R&B, pop ya da rock... İzmir'de sizi eğlendirec...
Seçil Şeker
15 Feb 2020
#RESTORAN
Ortaya, geleneksel Ege mutfağını, Akdeniz ve dünya lezzetleriyle harmanlayarak bize füzyon mutfak deneyimi sunuyor. Orta...
Gülay Güler
12 Feb 2020
#SİNEMA
Birikim Atölyesi ve otuzbeslik.com’un düzenlediği İzmir'in aylık kısa film etkinliği Alternatif Kısa'nın 20'ncisiyle kar...
Gülay Güler
12 Feb 2020
#MÜZİK
#SOSYAL SORUMLULUK
Praksis ekoloji, kadın hakları, işçi grevleri gibi pek çok toplumsal konuda mücadele eden, mücadele edenlerin yanında ol...
Kardelen Uysal
11 Feb 2020
#MÜZİK
#KONSER
#TİYATRO
İzmir'e bu hafta birbirinden başarılı sanatçılar geliyor. Dilerseniz dans edebilir, dilerseniz tiyatroya gidip güzel bir...
Editör
9 Feb 2020
#PASTANE
#YEMEK
Tatlı yiyip tatlı konuşma vaktimiz gelmedi mi? Tatlı krizlerinizi tatlı bir gülümsemeye dönüştürecek İzmir'in en iyi tat...
Gülay Güler
7 Feb 2020
#MÜZİK
İzmir'in en sıradışı ve en eğlenceli partilerin sahibi Roots. ile yakaladıkları başarının sırrını ve gelecek planlarını ...
Seçil Şeker
6 Feb 2020
#YEMEK
#KONSER
#MÜZİK
#TİYATRO
Aşıklar, aşklarını özel günlerde daha bir coşkulu yaşayanlar, 14 Şubat Sevgililer Günü yaklaşıyor! İzmir'de hangi etkinl...
Seçil Şeker
6 Feb 2020
#GÖNÜLLÜ
#SOSYAL SORUMLULUK
Hayvan olarak dünyada yaşamak zor, ülkemizde yaşamak daha da zor. Hayvanlar için üzülmek dışında bir şey yapmak istersen...
Kardelen Uysal
4 Feb 2020
#SÖYLEŞİ
İzmir’in alternatif sanat alanı Tilki Sanat’ın açık ve özgür tartışma platformu T-Talks, farklı disiplinlerden alanında ...
Editör
3 Feb 2020
#KONSER
#TİYATRO
Sizler için bu hafta merakla beklenen konserleri, tiyatroları ve sinemaları listeledik. İzmir bu hafta da dopdolu!
Editör
3 Feb 2020
#GEZİ
Şehirlerimizin sadece güzelliklerini, kahramanlıklarını anlatma, onu cicili bicili paketleyip sunma meylindeyiz. Tıpkı k...
Filiz Temiz
2 Feb 2020
#SİNEMA
Bu ay İzmir’e birbirinden dikkat çekici ve ilham veren bağımsız filmler uğruyor. Karaca Sineması, Türkan Saylan Kültür M...
Kardelen Uysal
31 Jan 2020
#ATÖLYE
#YOGA
Bu ay sizler için hazırlanan hem içsel yolculuğunuza destek verecek hem de size yeni bir hobi kazandıracak atölyeleri li...
Seçil Şeker
31 Jan 2020
#RESTORAN
#BUTİK OTEL
Eşsiz deniz manzarası eşliğinde dünya mutfağından lezzetler sunan Fermaki aynı zamanda pub ve butik otel hizmeti sunuyor...
Gülay Güler
29 Jan 2020
#SİNEMA
#EĞİTİM
#BELGESEL
Doğa Kılcıoğlu, Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden 2004 yılında mezun olduktan sonra Paris Sorbonne III Ün...
Kardelen Uysal
28 Jan 2020
#TİYATRO
Edebiyattan tiyatroya uyarlanan ödüllü oyunlar, turneye çıkıp kentimize uğrayan talk şovlar, yıllar sonra seyirci karşıs...
Kardelen Uysal
26 Jan 2020
#KONSER
Birbirinden etkileyici konserlerle İzmir'de müziğin ritmi hiç düşmüyor. Listemizde rock müziğin yıldızları Yüksek Sadaka...
Gülay Güler
24 Jan 2020
#KİTABEVİ
Uzun yıllar boyunca İstanbul'da faaliyet gösteren Hermes Sahaf, İzmir'e taşındı. İçeri girer girmez kitapların, nostalji...
Kardelen Uysal
23 Jan 2020
#YEMEK
Çikolatalarının tadına baktığınız an duyduğunuz o yoğun hazzı anlatmak için sayfalarca yazı yazabiliriz ama yeterli olac...
Seçil Şeker
22 Jan 2020
#TİYATRO
#KONSER
Sizi kış depresyonundan koruyacak, dışarıya çıkmanıza sebep olacak haftanın en iyi etkinliklerini listeledik. Bakalım si...
Editör
20 Jan 2020
#GEZİ
Dünyaca ünlü Yunan Adaları'na yeşil pasaportumuz ya da çok girişli Shengen vizemiz olmasa da kapı vizesi uygulamasıyla g...
Gülay Güler
18 Jan 2020
#SİNEMA
Birikim Atölyesi ve otuzbeslik.com’un düzenlediği İzmir'in aylık kısa film etkinliği Alternatif Kısa'nın 19'uncusuyla ka...
Gülay Güler
16 Jan 2020
#YEMEK
#EĞLENCE MEKANI
Açıldığı günden itibaren İzmir'in gözdesi olan, yazın ağaçların altındaki masalarda güneşin ve akşam serinliğinin tadını...
Seçil Şeker
16 Jan 2020
#MÜZİK
İranlı def sanatçısı Sami Hosseini öncülüğünde 2013 yılında kurulan Ahura Ritim Topluluğu, ortak insani değerlere ve kay...
Kardelen Uysal
15 Jan 2020
#TİYATRO
#KONSER
İzmir yılın ilk ayında birbirinden keyifli konserlerle dolu. Bu hafta müziğe doymak, müzikle büyülenmek istiyorsanız mut...
Editör
13 Jan 2020
#GEZİ
Urla-İskele sahil şeridi boyunca denize hangi noktadan, hangi duygu haliyle bakarsanız bakın o etkileyici panorama içind...
Filiz Temiz
11 Jan 2020
#BAR
Son zamanların yeni trendi kokteyl barlar. Gece kulüplerinin gürültülü atmosferinin aksine daha sakin ve samimi bir orta...
Gülay Güler
9 Jan 2020
#TİYATRO
Ekranların sevilen dizisi Çocuk'un ele avuca sığmayan karakteri Murat Karasu'yu canlandıran Kenan Acar ile keyifli bir s...
Seçil Şeker
6 Jan 2020
,
Başa Dön
Bize ulaşın
Giriş yaparak
Gizlilik Politikası,
Kullanım Koşulları
ve
Çerez Politikası
’nı kabul etmiş olursunuz.
Satış Sözleşmesi
İptal ve İade