İzmir'in Karanlık Rotaları: Karaburun - 1

2 Şub 2020

Şehirlerimizin sadece güzelliklerini, kahramanlıklarını anlatma, onu cicili bicili paketleyip sunma meylindeyiz. Tıpkı kendi hayatlarımızı sunarken yaptığımız gibi. Oysa izin versek şehirlerimiz acı hikayelerini de anlatsa; İzmir anlatsa, anlattıkça affetse, hem kendini hem ona yapılanları…

 

1923-1924 Türkiye-Yunanistan nüfus mübadelesi, sadece zorunlu göçe maruz kalan binlerce insan için değil, kalıtsal yolla sonraki nesillere de aktarılan onarılmaz bir travma. Böylesine büyük bir acının birinci dereceden muhattabı olan İzmir’de konunun senede bir kez mübadil derneklerince düzenlenen -değerli bulmakla beraber gerekli derinlikten yoksun olduğunu düşündüğüm- anma törenleri ve terkedilmiş Rum köylerini barındıran şirin Ege kasabalarındaki eğlence mekanlarında uzo içip, sirtaki yaparak dostluk mesajları verildiğinin sanılmasından ibaret olması üzücü geliyor bana. Bu konunun izlerinin çok iyi sürülmesi, o büyük acının anısının kent belleğinde hak ettiği yeri bulması gerekiyor.

 

Biz de İzmir’in trajedi haritasını oluşturma projemiz kapsamında bana göre mübadele izlerinin en iyi sürülebildiği yer olan Karaburun’da araştırmalar yapıyor, rotalar oluşturuyoruz. Bu yazıda bu rotaların bir bölümünü paylaşmak istedik.

Batı Kıyısının Tuhaf Çekiciliği

 

Rotamız Balıklıova’dan başlayıp yarımadanın kara burnunun Sakız Adası'na bakan batı kıyısında Karareis, Küçükbahçe, Salman, Badembükü ve Sazak güzergahındaki mübadele köyleri ve biraz da Börklüce Mustafa isyanının izlerini takip ediyor olacak.

 

Rotaya Balıklıova’da, eski fırınlardan alacağınız un kurabiyeleri (benim favorim kakaolu) eşliğinde deniz kenarındaki eski kahvehanede çay-kahve molası ile başlayabilirsiniz. Buradan, Eski Balıklıova, Karareis yönüne giren yol sizi Karaburun’un İzmir Körfezi tarafından Gerence Körfezi tarafına ulaştıracak. Bu yoldan geçerken efsanevi Rüzgarlı Mimas (Akdağ) Dağı'nın Börklüce Mustafa ve müritlerinin saklandığı ve padişahın askerleriyle çatıştıkları sırtlarını görmeye başlayacaksınız. Bu sırta Cehennem Vadisi, buradan akan dereye de Cehennem Deresi deniyor. Zira rivayete göre o vadide o kadar kanlı bir çatışma olmuş ki dere uzunca bir süre kıpkırmızı akmış. (Börklüce Mustafa isyanından yazının Badembükü bölümünde tekrar bahsedeceğiz.)

Rüzgarlı Mimas Dağı (Akdağ)

Gerence Körfezi tarafına geçtiğinizde birdenbire yerleşimlerin, turistik curcunanın yerini bakir, ürpertici bir ıssızlığın aldığı bambaşka bir dünyaya geçiyorsunuz. Bir zamanlar buralarda bir şeylerin ters gittiğini hissettiren tuhaf ama bir o kadar çekici bir dünyaya...

 

Yol kenarında durup yüksek uçurumdan denize ve ardınızdaki dağlara baktığınızda ise Heredot’un “İyonyalılar kentlerini bizim yeryüzünde bildiğimiz en güzel gökyüzünün altında kurmuşlardır” sözünü doğrulayan muhteşem panoramik manzaralar görüyor olacaksınız. Yarımadanın bu batı kıyıları tarih boyu korsan saldırılarına maruz kalmış. Zaten bu taraftaki Rum köylerinin denizden görünmeyecek şekilde, ulaşılması zor konumda kurulmuş olmaları da bu yüzden. Günümüzde ise korsanların yerinde balık çiftlikleri istilası var maalesef.

Gerence Körfezi

Gerence Körfezi sınırı içinde kalan Karareis Mevki ismini bu civarda çok zaman geçirdiği anlatılan Börklüce Mustafa’ya esmer olduğu için yakıştırılan Karareis lakabından alıyor.

 

Karareis’ten bir 10 km kadar ileride, Küçükbahçe’ye gelmeden önce, kuzeye doğru doğal bir dalga kıran gibi uzanan yarımadanın yarattığı liman olan Eğri Liman'ı göreceksiniz. Korsan saldırılarına, sert rüzgarlara sürekli maruz kalan bu coğrafyada böyle doğal korunaklı bir limanı nimet sayan Cenevizliler burayı gemilerini saklamak için kullanmışlar.

 

Birkaç kilometre ileride ise tepedeki sarp arazide kurulu Salman köyünün kıyıdaki tarım arazileri olan Küçükbahçe’den geçeceksiniz. Kışın giderseniz, bahçelere gidip doğrudan üreticiden mandalina alabilirsiniz.

Salman Köyü'ndeki Esrarengiz Ev


Buradan tepeye doğru devam ettiğinizde Salman köyüne ulaşacaksınız. Yarımadanın batı tarafındaki Rum köyleri, ulaşılması zor, sapa konumları nedeniyle vahşi kitle turizmi ve emlak rantından nasibini almamış, terk edildikleri haliyle kalmış olduklarından, mübadelenin hazin hikayesini çok etkili bir şekilde yansıtıyor. Salman, Mübadele öncesi Türklerin ve Rumların birlikte yaşadığı bir köy imiş. Köyün ortasından Salman Deresi geçiyor. Çok tipik olarak burada da derenin bir tarafı Türk diğer tarafı Rum mahallesi. Şu an Türk mahallesinde halen yaşayan aileler var. Rum mahallesi ise sahiplerinin ardından bakakalan, artık kırık dökük yaşam alanlarıyla ıpıssız. Tüm mübadil köylerinde anlatılan, bir gün evlerine geri döneceklerine inandıklarından yataklarını bile toplamadan, yemeklerini ocakta bırakıp gitmişler, evin anahtarı bile üzerindeymiş gibi hikayeler buralarda da anlatılıyor. İnsan üstünde bıraktığı etkinin gücü işte bu yaşam alanlarına dair izlerin hala izlenebiliyor olmasından.

Salman Köyü'nde terk edilmiş Rum evleri

Evlerin pek çoğu bölgenin doğal malzemesi olan kayrak taşından inşa edilmiş. O zamanlar su şebekesinin olmadığı köyün su ihtiyacı için evlerin her birinin bir duvarına dahil edilmiş yuvarlak kule formlu sarnıçlar inşa edilmiş. Kırık dökük bu evlerin içine girince sarnıcın evin içinden nasıl işlediği daha iyi anlaşılıyor.

 

Bazı evlerin içinde zemin katta zeytinyağı, şarap küplerini sakladıkları çukurları gördük. Evler genellikle iki katlı ve bazılarında üst kata çıkan merdiven ve üst yapıyı taşıyan kalın ağaç hatıllar hala duruyor.

 

Biz köydeyken hiç unutamayacağımız bir manzarayla karşılaştık. Hemen önünde çiçek açmış şimşir ağacıyla, tek katlı, küçük, şipşirin sarı bir ev dikkatimizi çekti. Bakımsızlıktan sıvaları dökülmüştü. Camları ve ahşap çerçeveleri kırık dökük penceresinin ardında perdesi görünüyordu. Tamamen terkedilmiş görünen bu mahallede hala yaşayan biri mi vardı? Varsa da bu kadar kötü durumda bir evde nasıl yaşıyordu? Önce kapıyı çaldık. Kimse açmadı. Sonra kırık pencereye gidip içeriye baktık. Gördüğümüz manzara ile kaskatı kesildik. Pencerenin hemen dibinde eskilikten ve pislikten mahvolmuş bir yatak, yatağın üzerinde iki ilaç şişesi, duvara gömülü ocağın üzerinde bir gözlük, karşı duvarda asılı bir havlu, kapakları açılmış içindeki eşyalar devrilmiş küçük gömme dolap, yerde pislik içinde minderler etrafa savrulmuş… Elbette bu bir Rum mübadilin ardında kalan manzara olamazdı. Bu evi son zamanlarda kullanmış ya bir yaşlının ya da bir düşkünün evi olmalıydı. Ama bu evden keder içinde, apar topar gidilmiş olduğu besbelliydi. Tıpkı bir asır önceki Rum sahiplerinin gidişi gibi…Evin, eşyaların kime ait olduğunu öğrenemedik. Çünkü etrafta hiç kimsecikler yoktu. Tek bildiğim, o anı hayatım boyunca hiç unutamayacağım…

Salman Köyü'ndeki esrarengiz ev

Börklüce Anısına Badembükü


Salman’dan Parlak köyüne doğru devam etmeyip, denize doğru inerek bizim Karaburun’da en sevdiğimiz yerlerden biri olan Badembükü’ne ulaşılıyor. Meyve bahçeleri, tarlalar arasında geçerek ulaşılan koy zor ulaşılır olduğundan curcunadan uzak. Koydaki kum taşı oluşumlar kendine özgü bir güzellik katıyor. Koy kamp yapmak için de çok uygun, korunaklı. Koya gelmeden bir kahve var. Burada bir çay kahve molası verebilir, ihtiyaçlarınızı temin edebilir, bilgi alabilirsiniz.

Badembükü Koyu

Başta bahsedeceğimi söylediğim Börklüce Mustafa olayının da önemli noktalarından biri burası. Önce kısaca olayı hatırlayalım: Börklüce Mustafa, 14. yüzyılda Osmanlı tarihindeki, özgürlükler için verilmiş ilk örgütlü mücadele diyebileceğimiz isyanın lideri Şeyh Bedrettin’in müritlerinden biridir. Kendisi Aydın vilayetindeki örgütlenmeyi yönetmek üzere Karaburun’a gönderilmiştir. Buranın seçilmesi tesadüf değildir. Karaburun çoğunluğu Rum yani hıristiyan olan nüfusu ile ümmetçilikten uzak, örgütlü mücadele fikrine açık olabilecek bir yerdi. Ayrıca hem Akdağ’ın ulaşılması zor sırtlarında saklanmayı, barınmayı mümkün kılıyor hem de Sakız Adası'na denizden ulaşımın kolay olması nedeniyle gizli lojistik destek ve gerektiğinde kaçmak için olanak tanıyordu. Rivayete göre Sakız Adası'ndan getirilen malzemeler Badembükü Koyu'na geliyordu. Hatta yandaşları kılıçtan geçirilip, hareketi zayıfladığında Sakız Adası'na bu koydan kaçmayı denediği de rivayet edilir. Kendisi sonunda yakalanıp, Ayasuluğ’a (bugünkü Selçuk) götürülmüş, orada bir dizi işkenceden geçtikten sonra idam edilmiştir.


Badembükü Koyu'ndan yukarıya doğru bir patika çıkar. Bu Küçükbahçe tarafına doğru devam eden bir yürüyüş rotasının başlangıcıdır. Bu patika sizi küçük bir meydancığı olan Mağara Dağı denen bir tepeye çıkarır. İşte buradan hem Badembükü Koyu'nu, hem Sakız Adası'nı hem de Börklüce ve arkadaşlarının saklandığı ve kıran kırana çatıştığı Akdağ’ı rahatça görmek mümkündür. Bu hikayeyi alıp işte tam bu noktada Börklüce ve arkadaşlarının anısına selam gönderdiğim o an Karaburun’da yaşadığım en duygusal anlardan biridir.

Mağara Dağı'ndan Badembükü

Sazak'ın Asırlık Yası

 

Badembükü’ne geldiğimiz yoldan geri çıkıp bu kez Parlak Köyü'nden geçerek son durağımız olan Sazak Köyü^ne ulaşıyoruz. Sazak Köyü mübadele öncesi tamamen bir Rum köyüymüş. Karaburun’un bağcılık yapan en büyük köylerindenmiş. Şarabı pek meşhurmuş. Şimdi bağların yerinde kelimenin tam anlamıyla yeller esiyor. Çünkü burada artık dev rüzgar tirbünleri dönüyor.

Sazak köyü

Sazak Köyü'nün hissettirdiği şeyleri bir yazıda anlatmam mümkün değil. Terk edildikten sonra diğerleri gibi hemen talan edilmiş yapıların insan üzerinde bu kadar büyük etki bırakıyor olmasının esas nedeni sanırım köyün tam sahiplerinin gittiği yer olan Sakız Adası'na bakan yamaçtaki konumu. Bu harap haliyle üzerinden asır geçmesine rağmen sanki hala sahiplerinin yolunu gözlüyor gibi görünmesi. Buraya gidip evlerin arasında dolaşmadıkça, bu evlerden Sakız Adası'na bakmadıkça, burada gün batımını izlemedikçe, hissettiğim şeyleri anlamanız mümkün değil.

 

Şimdilerde Ahura Ritm Topluluğu'nun muhteşem erbane performansı ile gündeme gelen köy için restorasyon söylentileri dolaşıyor. Umarım kastedilen gerçekten korumaya yönelik bir harekettir. Yoksa Sazak gibi yerlerin ruhunu ancak gerçek sahipleri geri getirebilir. Restorasyon adı altında turistik yatırımların ötesine geçmeyen bir hareket birkaç turizm yatırımcısının cebini doldurmaktan başka hiçbir şeye yaramaz. Sazak’ın elinde sadece sahiplerinin ardından tuttuğu yas kaldı. Onu da elinden almayın!


Karaburun Hüzün Rotalarımız devam edecek…

Benzer yazılar
GEZİ
Antik kentleri, mitolojik efsanelerden adını alan doğal güzellikleri, binlerce yıllık geçmişi içinde barındıran tarihiyl...
Kardelen Uysal
14 Ağu 2020
GEZİ
Muhteşem köyleri, akvaryum gibi berrak bir suya sahip olan koyları, çeşmelerden akan memba suları, tarihi yapıları ile T...
Kardelen Uysal
5 Ağu 2020
GÜNCEL
KONSER
Geçirdiğimiz bu zorlu ve olağanüstü dönemde bizlerin kahramanı olan sağlık çalışanları için düzenlenen Sağlık Çalışanlar...
Otuzbeşlik
2 Ağu 2020
GEZİ
Tarih boyunca pek çok uygarlığa ev sahipliği yapan Bozcaada'nın tarihi MÖ 3000 yıllarına dayanıyor. Enfes şarapları, üzü...
Kardelen Uysal
28 Tem 2020
SAHİL
İzmir'in en şirin beldelerinden tatil Foça, Eski Foça ve Yeni Foça olmak üzere iki bölgeden oluşuyor. Eski Foça'nın mima...
Gülay Güler
26 Tem 2020
SİNEMA
Pür hikaye anlatıcılığının en etkili dışavurum şekli olarak kabul edilen kısa film aslında film ortamının ortaya çıkmış ...
Nazım Kahramantürk
22 Tem 2020
MÜZİK
Progresif rock ve endüstriyel ögeleri birleştiren deneysel müzik grubu Noisual, sesle görselin gücünü birleştirerek orta...
Otuzbeşlik
21 Tem 2020
BEACH CLUB
Deniz, kum, güneş ve eğlence merkezi olan İzmir'de birçok beach club mevcut. Çeşme, Urla, Karaburun, Mordoğan ve Foça'nı...
Gülay Güler
17 Tem 2020
GEZİ
Farklı uygarlıklara ev sahipliği yapan Ayvalık, Antik Çağ'da ayva anlamına gelen "Kidonia" adıyla anılmaktaydı. Ayvalık ...
Kardelen Uysal
16 Tem 2020
EKOLOJİ
TARIM
Ziraat mühendisi Bilge Keykubat çok yönlü insanlardan. Tarım ve Gıda Yazarı, tarım ve gıda araştırmacısı, tarım ve gıda ...
Kardelen Uysal
12 Tem 2020
RESTORAN
Urla'da yeni nesil ocakbaşı konseptiyle açılan ilk yer olan Ahbap adını sahiplerinden alıyor. İki yakın dost olan Sercan...
Gülay Güler
11 Tem 2020
SİNEMA
"Sansür, geçerli anlayışları ve var olan kurumları ve yasaları birilerinin sorgulamasını engellemek için var. Bütün iler...
Kardelen Uysal
10 Tem 2020
EDEBİYAT
TEKNOLOJİ
İzmir merkezli tasarım ajansı DotworkMedia tarafından yayınlanan E-debiyat App, son yıllarda dijital ortamda yakalanan i...
Otuzbeşlik
10 Tem 2020
BEACH CLUB
Deniz, kum, güneş ve eğlencenin merkezi Çeşme’nin beach club’ları lezzetli yemekleri, muhteşem kokteylleri, gün boyunca ...
Gülay Güler
10 Tem 2020
SAHİL
Tarihteki on iki İyon kolonisinden biri olan Çeşme, Ege Bölgesi'nin en güzel plajlara sahip ilçelerinden biri. Eşsiz doğ...
Gülay Güler
8 Tem 2020
EDEBİYAT
Geçmişle sohbet etmek, yeni sorulara sahip olmak, soruların yanıtlarını bulmak, kainatın seslerine kulak vermek... Edebi...
Kardelen Uysal
5 Tem 2020
GEZİ
Güzelliği ve bereketli toprakları ile bilinen Tire, tarihi dokusu ve yapıları ile Ege’nin eşsiz bölgelerinden biri konum...
Kardelen Uysal
3 Tem 2020
SİNEMA
Korku kavramı en insani yanlarımızdan biri. Temelde canlı olmakla ilgili olsa da evrimle beraber yüklediğimiz anlamlarla...
Nazım Kahramantürk
2 Tem 2020
SÖRF
Masmavi dalgaların arasında rüzgarla dans ettiğinizi hayal edin... Bu hayali gerçekleştirmek İzmir'de yaşadığımız için h...
Gülay Güler
1 Tem 2020
TASARIM
Local Makers, üreten insanları bir araya getiren, hikayelerinin anlatıldığı bir platform. Üretmenin gücüne inanan insanl...
Kardelen Uysal
1 Tem 2020
SAHİL
Masmavi denizi ve uzun kumluk plajları ile Ege Bölgesi’nin en ferah sahillerine ev sahipliği yapan Kuşadası’nın her köşe...
Gülay Güler
29 Haz 2020
EDEBİYAT
Yeraltı edebiyatı gezginleri, kaybedenleri, yolunu bulmak için yola çıkanları, uçuruma yuvarlananları, uçurumu ev belley...
Kardelen Uysal
28 Haz 2020
YÜRÜYÜŞ
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Yarımada Projesi kapsamında belirlenen toplam 709, ana hatlarıyla 450 kilometre uzunluğu...
Otuzbeşlik
27 Haz 2020
HAYVAN OTELİ
Patili dostlarımız ailemizin birer üyesi. Seyahate çıkarken, acil bir işiniz çıktığında, taşınırken kedi ve köpekleriniz...
Gülay Güler
27 Haz 2020
SİNEMA
BELGESEL
Bu yıl 2-28 Haziran'da gerçekleşecek Onur Ayı etkinlikleri 28’inci kez yapılacak. Ancak bu sene sokaktaki cümbüş, renkli...
Kardelen Uysal
24 Haz 2020
SAHİL
Karaburun dantel gibi işlenmiş, irili ufaklı birbirinden bakir koylara sahip. Karaburun'un virajlı yolları gözünüzü kork...
Gülay Güler
24 Haz 2020
SİNEMA
Hafta sonunuzu kanepenizden kalkmadan geçirmeyi planlıyorsanız, bir solukta izleyeceğiniz bu harika mini dizileri mutlak...
Gülay Güler
22 Haz 2020
SAHİL
Türkiye'de Cittaslow "Sakin Şehir" unvanını almaya hak kazanan ilk ilçe olan Seferihisar, doğal ve tarihi güzelliklerini...
Gülay Güler
20 Haz 2020
TİYATRO
Pandemi döneminde pek çok meslek grubu büyük zorluklarla karşılaştı. En çok zorlanan gruplardan biri de özel tiyatrolar ...
Kardelen Uysal
19 Haz 2020
SİNEMA
BELGESEL
İnsan ve doğa birbirine zıt şeylermiş gibi davranılsa da bir bütünüz aslında. Doğa bizim dayanağımız, bizim nefesimiz. E...
Kardelen Uysal
18 Haz 2020
SAHİL
Yel değirmenleri, beyaz evleri, mor begonvilleri, meyhaneleri, portakal bahçeleriyle herkesin tatil hayallerini süsler B...
Gülay Güler
17 Haz 2020
OTEL
KONAKLAMA
Doğa ile bütünleşebileceğiniz, sakin, huzurlu, ev konforunda bir Bodrum tatili düşlüyorsanız, Bodrum ile özdeşleşmiş, şi...
Gülay Güler
17 Haz 2020
SİNEMA
YARIŞMA
Hezarfen Film Galeri, Kentimiz İzmir Derneği ve TARKEM tarafından İzmir'in en değerli alanlarından biri olan Kemeraltı'n...
Otuzbeşlik
15 Haz 2020
MÜZİK
Volkan Öktem, müzikle çok erken bir yaşta tanışan müzisyenlerden. Henüz 11 yaşında bateri çalmaya başlayan Öktem, Sezen ...
Kardelen Uysal
13 Haz 2020
GÜNCEL
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin koordinasyonunu yürüttüğü İzmir Turizm Hijyen Kurulu, küresel pandemi sonrasında kenttek...
Otuzbeşlik
13 Haz 2020
,
Başa Dön
Bize ulaşın
Giriş yaparak
Gizlilik Politikası,
Kullanım Koşulları
ve
Çerez Politikası
’nı kabul etmiş olursunuz.
Satış Sözleşmesi
İptal ve İade