R
GİRİŞ
TR
EN

Matrix'in Yapımcısından Barbaros Hayrettin

#KİTAP
#SİNEMA
Gülay Güler
30 Aug 2016
 
'"Deniz'in Çocukları - BarbarossaAkdeniz korsanlarının hikayesi... Matrix üçlemesinin yapımcısı sevgili Matthew Ferro, eserin  en az  Matrix kadar derin, sürükleyici ve görsel olarak zengin olabilecek bir konuya sahip olduğunu düşünmüş olacak ki filmini çekmek için  Deniz Uzunoğlu ile anlaşmış. Önümüzdeki 2- 3 sene içerisinde Hollywood filmi olacak bu başarılı kitabın yazarını otuzbeşlik.com olarak sizlere tanıtmak istedik. Deniz Uzunoğlu kimmiş, neler yaparmış, gelecekte neler yapacakmış? Bizlere anlattı. Buyrun başlayalım.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Deniz Uzunoğlu Kimdir? Kendinizi bize tanıtabilir misiniz?

 19 Kasım 1981 İzmir doğumluyum. Ortaokul ve Liseyi Karşıyaka Anadolu Lisesinde okuduktan sonra üniversite öğretimim için İstanbul’a yerleştim. 2003 yılında Marmara Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümünden mezun oldum. Çalışma hayatım ise 2001 yılında Ernst & Young Firmasına stajyer olarak giriş yapmamla başladı. Finansal Analist olma yolundaki bu iki yıllık staj dönemim sona erdiğinde, hayatta ne yapmak istediğimi olmasa da, ne yapmak istemediğimi artık çok iyi biliyordum. İlgilenirken zamanın nasıl geçtiğini anlamadığım, yapmaktan keyif aldığım bir mesleğim olmalıydı ki mesai bitimini beklediğim günlerden ibaret olmasın ömrüm. Tam olarak ne olduğunu henüz bilmiyordum ama işimin bir yanı mutlaka sanatla ilgili olmalıydı. “Shrek” ve “Finding Nemo” gibi dönem filmlerinin de etkisiyle Türkiye’de 3 boyutlu animasyon alanında çalışabileceğim bir firma arayışı içine girdim. Bir yandan da konu ile ilgili teknik anlamda kendimi geliştirmenin yollarını arıyordum. Türkiye’de böyle bir sektör var mıydı?, bu işi yapmak için yeniden bir üniversite mi okumam gerekiyordu? Yoksa ihtiyacım olan bilgisayar programlarını kendi başıma öğrenebilir miydim? Hayatımın her döneminde iyi bir araştırmacı olduğumu söyleyebilirim. Bilgisayarlarla da aram oldukça iyiydi. O sırada konuya dair duyduğum merak ve isteğin de yardımıyla, tam tabiriyle karanlıkta “el yordamıyla” ilerlerken karşıma Ali Murat Erkorkmaz çıktı ve ben MARTI GÖRSEL SANATLARDA çizgi film yapmaya başladım. Senaryo nasıl yazılır? Modelleme, animasyon nasıl yapılır? Işık nedir, bir sahne nasıl ışıklandırılır? O çok sevdiğimiz karakterlerin sesleri aslında kimlerin sesleridir, seslendirme nasıl yapılır? Her şey nasıl kurgulanır da senaristin hayalleri en sonunda ruhumuzda o güzel tadı bırakacak bir görsele dönüşür? Yıllar içinde tüm bunları öğrendim... Tüm bu deneyimin sonunda ise çıkarımda bulunduğum en önemli ders şu oldu: “Her şey hikayeyle başlar... İyi anlatılmış bir hikaye, insanların soluksuz seyrettiği bir filmin yapı taşıdır...” O zaman ne yapmak lazım? O zaman yazmak lazım...

 
 
 
 
Bir gününüzü nasıl geçiyorsunuz?
 

 Günümün büyük bir kısmını genellikle bilgisayarımla başbaşa geçiriyorum. O benim gözümde dünyaya, dünyanın bilgisine açılan kapım. Ama sürekli aynı masamın başında değilim elbette. İnternet erişimim olan her yer benim ofisim. Kimi zaman denize karşı bir çay bahçesinde, kimi zaman güzel müzikler çalan bir kafenin kuytu bir masasında, kimi zaman da evimin sıcak ve rahat ortamındayım tabii ki. İnsanlarla çok içiçe olduğum, çok sosyal bir hayat değil benimki. Bir şeyler ürettiğim, ortaya kendimden bir şeyler koyabildiğim bir hayatı seviyorum. Bunun için de zihnimi ve ruhumu bilim ve sanatla her daim beslemem gerekiyor; okumam, araştırmam, incelemem ve üzerine emek sarf etmem; çalışmam gerekiyor. İnsanlar ressamın ortaya koyduğu esere bakıp, ressamın yalnızca ne kadar yetenekli olduğunu düşünüyor çoğu zaman. Bir tek ressam biliyor o eseri üretebilmek, kendine verilmiş olan yeteneği nasıl kullanabileceğini sadece keşfedebilmek için bile ne kadar emek sarf ettiğini, ömründen ne kadar vakit harcadığını...

Her gün vakit ayırmaya özen gösterdiğim bir başka şey de spor. Spor da benim olmazsa olmazlarımdan diyebilirim. Koşu, pilates ve yoga için hemen hemen her gün en az iki saat ayırıyorum. Ödülüm o kadar büyük ki... Hafif, rahat, güçlü bir beden ve zihin. Bunun tadını bir kere aldığınızda sporsuz bir hayat düşünemiyorsunuz.

Bunlar haricinde haftada bir iki günümü de at binerek, resim yaparak, gitar çalarak ve diğer hobilerimle uğraşarak geçirmeyi seviyorum.

 

Sanat yönetmenliği, senaryo yazarlığı, yazarlık… Sanatın bir çok dalıyla uğraşıyorsunuz. Hayatınızda sizi en çok mutlu eden hangisi oldu?
Sanatın bir dalıyla ilgilenmeye başladığınız an, diğer dallara da günün birinde ister istemez sıçrayacağınızı anlıyorsunuz. Hele çizgi filmle, sinemayla uğraşıyorsanız senaryosundan, görseline, seslendirmesinden, müziğine, kurgusuna her şeyden anlamanız gerekiyor. Sadece gerekli olduğu için değil, merak ediyorsunuz zaten. Bütünü daha iyi görebilmek için, daha iyi bir bütün ortaya koyabilmek için onu oluşturan parçaların detaylarını öğrenmek istiyorsunuz. Beni en çok mutlu edenin hangisi olduğuna gelince; o gün yazmak istiyorsam yazmak, çizmek istiyorsam çizmek mutlu ediyor beni. Elime kalem almak istemediğim, onun yerine bir internet sitesinin teknik çalışmaları içinde kaybolarak geçirmeyi tercih ettiğim günlerim var mesela. O günler, iki kelimeyi bir araya getirip de cümle kuramadığım günler oluyor ve zorlamanın anlamsızlığını tecrübe ettikçe daha iyi anlıyor insan. Kısacası o gün kendimi en iyi ne ile ifade edebileceğime inanıyorsam onunla ilgilenmeyi seviyorum.
 
 

İzmirlisiniz… İzmir’in en sevdiğiniz yönü nedir?

 İzmirliyim ama İzmir’de yaşamıyorum. Ailem İzmir’de yaşadığı için düzenli aralıklarla ziyaret ediyorum İzmir’i. Ve her geldiğimde aynı duygu... herkes tanıdık sanki. Geçen ziyaretimde arkadaşlarımla bir yerde yemek yiyip sohbet ederken yüksek sesle konuşmaya başlamışım. Artık ne anlatıyorsam heyecanlanmışım demek ki. Arkadaşlarımdan biri, “Alçak sesle konuş, herkes duyuyor.” dediğinde ona hiç düşünmeden söylediğim şey aslında İzmir’de olmanın bana kendimi nasıl hissettirdiği, İzmir’in en sevdiğim yönünün ne olduğu sorusuna en güzel cevap: “Duysunlar canım nolcak, yabancı değil onlar, İzmirli.”

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Doğan Kitabevinden  çıkan “Barbarossa – Denizin Çocukları” ’nın konusundan bahseder misiniz?
Kitabımda anlattığım hikaye Barbaros Hayrettin Paşa’nın, yani Hızır Reis’in, hayat hikayesi… Midilli adasında çömlekçilik ve ticaretle uğraşan eski Yeniçeri Vardarlı Yakup ağa ve Rum Katerina’nın çocuğu olan Hızır Reis’in küçük bir ticaret teknesiyle başlayıp, Avrupa Krallıklarının denizlerdeki kabusu haline gelişinin ve sonrasında da Osmanlı Kaptan-ı Deryalığına yükşelişinin hikayesi anlatılıyor kitapta. Ağabeyi Oruç Reis’in Rodos Şövalyeleri’ne esir düşüşü, küçük kardeşleri İlyas’ın yine şövalyeler tarafından öldürülüşü, verdikleri savaşlar, kuşattıkları şehirler... Akdeniz’in en kanlı savaşlarının olduğu, Avrupa’da Rönesans’ın yeşermeye başladığı, Protestanlığın doğuşuyla Hristiyanlığın geçireceği Reformun ilk tohumlarının atıldığı oldukça önemli bir dönemi konu alan bir kitap aslında.

Tarihi hep parça parça öğreniyoruz. Cervantes’i de biliyoruz, Shakespeare’i de, Leonardo Da Vinci’nin eserleri hakkında da bilgi sahibiyiz, Christopher Columbus’un keşifleri hakkında da, Protestanığın Martin Luther’le başladığını, hilafetin Yavuz Sultan Selim’le Osmanlılar’a geçtiğini duymayan bilmeyen yoktur ama tüm bu karakterlerin birbirlerine komşu coğrafyalarda ve tarihin aynı döneminde yaşadıklarını düşünürsek, birbirlerini etkilemedikleri, birbirlerinden etkilenmedikleri düşünülebilir mi? Odak noktam Barbarossa olsa da, ben aslında tarihin bu hareketli ve etkileyici dönemini sinema lezzetinde aktarmak istedim okuyucuya.

 

 

 
Denizin Çocukları’nın “Barbarossa” üçlemesinin ilk kitabı. Serinin ikinci ve üçüncü kitapların çıkış tarihleri belli oldu mu?

 Şu an ikinci kitap üzerine çalışmalarım devam ediyor. Ancak çıkış tarihiyle ilgili kesin birşey söyleyebilmem şu aşamada çok zor.  Bir yandan hikayenin devamını yazarken bir yandan da araştırıyorum ve bazen bu araştırmalar beni alıp bambaşka yerlere götürebiliyor. Hatta bazen hikayenin yönünü bile değiştirebiliyor ki ben bunu oldukça heyecanlı buluyorum. Çünkü birinci kitapta okuyucuda yaratmak istediğim duygu da tam olarak buydu. İçlerinde yakmak istediğim ateş “merak”ın ateşiydi. İnsanlar Barbarossa’yı okurlarken karşılarına çıkan karakterleri, o karakterlerin hayatlarını, eserlerini merak etsinler; yaşanan olaylara şaştıkça “Tüm bunlar gerçek olabilir mi?” deyip araştırsınlar, böylelikle kitabı bitirdiklerinde dönem hakkında benim onlara anlattıklarımdan çok daha fazla bilgiye sahip olsunlar istiyordum. Şimdi aynı şey ikinci kitabı yazarken benim başıma geliyor; tarihi didikledikçe öyle şeylerle karşılaşıyorum ki bir ucundan yakaladığım küçük bir detay beni alıp götürüyor ve insanlara bunları da söylemem lazım demekten ve araştırmaya devam etmekten kendimi alamıyorum.

 
 
Kitabınızın kahramanları tarihte yaşamış gerçek kişiler; Andrea Doria ve Barbaros Hayrettin, Şarlken, Christopher Columbus, Leonardo da Vinci, Nicholo Machiavelli, Martin Luther… Peki hikaye gerçek mi?
 

 Bahsettiğim olayların yüzde doksan beşi için gerçek olaylar diyebilirim. Tabii kitap için yaptığım uzun soluklu araştırmalarda karşıma çıkan bilgilerin de yüzde yüz doğruluğunu savunmak pek mümkün değil, sonuçta beş yüz sene öncesini inceliyoruz. Ama tarihin kabul ettiği, “bu böyle olmuştur” dediği olayları kitabımda sinematografik bir kurgu içerisinde işlediğimi söylersem sanırım yanlış olmaz. Geri kalan yüzde beşe gelince, birbirine çok yaklaşan, ancak birleşip birleşmemiş olduğu kimse tarafından bilinmeyen uçların benim hayal gücümle birleştirilmesi olarak bakılabilir.

 

Kitabınız Hollywood filmi olma yolunda hızla ilerliyormuş. Bu süreç nasıl gerçekleşti bahseder misiniz?

 Barbarossa aslında uzun metraj bir film projesi olarak başladı. O sebeple kitabın filme dönüşmesinden çok, hayalini kurduğum filmin önce kitabını yazmak istedim demem belki de daha doğru. Bugüne kadar sinematografik olarak işlenmemiş; Yüzüklerin Efendisi, Cennetin Krallığı ya da Truva gibi büyük bir prodüksiyona henüz konu olmamış, ancak yapıldığında en az onlar kadar hareketli, sürükleyici ve görsel olarak zengin olabilecek bir hikaye Akdeniz Korsanlarının hikayesi… Matrix üçlemesinin yapımcısı sevgili Matthew Ferro da bu konuda bizimle hemfikir olunca güzel bir birlikteliği temelleri atıldı diyebilirim.

 
 
Filmin çekimleri ne zaman başlayacak?
 

 Filmin anlaşmaları yapıldı ve çalışmalar başladı ancak bu boyutta bir prodüksiyonun izleyicinin beğenisine hazır hale gelmesi için beş yıllık bir süreçten bahsediyoruz. Kitabın senaryoya uyarlanması, çekimlerin gerçekleşeceği ülkelerin, mekanların tespit edilmesi, oyuncuların belirlenmesi, filmi kimin yöneteceğine karar verilmesi, setlerin, dekorların tasarlanması... kısacası “Action” demeye daha nereden baksanız iki buçuk üç senemiz var.

 

Kafanızda belirlediğiniz oyuncu yönetmen vb. var mı?

 Şimdilik isimlerini veremesem de hem düşündüğümüz hem görüşmeler yaptığımız yönetmen ve oyuncular var.

 

Önümüzdeki günler için farklı projeleriniz var mı?
 

 Şu anda önceliğim Barbarossa serisinin ikinci ve üçüncü kitaplarını hazırlamak ve elbette filmle ilgili çalışmaları yürütmek. Her şeyin kalbi hikaye olunca, hikayenin tüm sorumluluğu da doğal olarak benim üstümde olunca, Barbarossa dışında başka projelere ayırabileceğim çok fazla zamanım olabileceğini sanmıyorum. Ama belli de olmaz tabii. Gerçekleştirmekten çok keyif alacağım bir proje oluşursa, bulaşmayacağıma söz veremem.

 

Son olarak söylemek istedikleriniz?
  • Ben insanoğlunun sahip olduğu en önemli duygunun “merak duygusu” olduğuna inananlardanım. Evrenin bilgisine giden yola açılan ilk kapı bence “merak” kapısı. Hepimizde var aslında bu duygu. Sadece kimimiz henüz farkında değiliz, kimimiz ise hayatta neleri “merak” etmemiz gerektiğinin pek farkında değiliz. Ben Barbarossa’yı yazarken bir kitap yazayım diye oturmadım masanın başına. “Daha”sını merak ederek okudukça, araştırdıkça karşıma çıkan hikayeden o kadar etkilendim ki, birilerine anlatmam gerek benim bunları diye düşündüm. Dönemi biraz daha didiklesem, daha başka nerelere giderdim kimbilir. Yazarken zaman zaman tuttuğumu hatırlıyorum kendimi. “Deniz, o sulara dalma kolay çıkamazsın; bu kadar açılma kıyıya dönemez, konuyu toparlayamazsın.” diye telkinlerde bulunduğumu hatırlıyorum kendime. Ama aralık kapılar bıraktım okuyucuya, içlerindeki merakı tetikleyecek ipuçları, ekmek kırıntıları bıraktım. İnsanlara keyifli saatler geçirtmenin yanı sıra içlerindeki merakı, heyecanı uyandırabiliyorsa, işte o zaman Barbarossa yaradılış amacını gerçekleştiriyor demektir benim için.
Benzer yazılar
#TİYATRO
Tiyatro Kalemi ötekinin derdinin, hikayesinin üzerine titizlikle eğilen bir tiyatro grubu. Çok katmanlı metinleri, başar...
Kardelen Uysal
12 Nov 2019
#GEZİ
Şehir sizi bastıysa, hafta sonu için huzurlu bir tatil düşlüyorsanız Urla’ya 9 km uzaklıktaki Özbek Köyü keşfedilmeyi be...
Gülay Güler
9 Nov 2019
#YEMEK
#DİYET
Öğle yemeklerini Mistral Çarşı’da yiyor, sağlıklı beslenmek istiyorum ama çalışırken nasıl yapabilirim bilmiyorum diyors...
Gülşen Sarı
8 Nov 2019
#MÜZİK
Adnan Girgin (davul), Atahan Gökdel (gitar) ve Mert Deliktaşlıdan (gitar, vokal) tarafından 2018 yılında hayata geçirile...
Kardelen Uysal
7 Nov 2019
#TEKNOLOJİ
Ege bölgesinin en büyük yazılım teknolojileri konferansı 23 Kasım, Cumartesi günü Tepekule Kongre ve Sergi Merkezi’nde G...
Editör
6 Nov 2019
#EDEBİYAT
Berna Kumaş Sipahi, Arkas Holding Kurumsal İletişim Direktörü. Aynı zamanda da bir yazar. Daha önce Gökten Üç Elma Düşmü...
Editör
5 Nov 2019
#SİNEMA
İzmir kentinin tek sinema festivali olan İzmir Kısa Film Festivali, 4 Kasım günü başladı ve 10 Kasım'a kadar devam edece...
Editör
5 Nov 2019
#TİYATRO
Will Eno'nun yazdığı 2005 Pulitzer Ödülleri Dram Finalisti Thom Pain oyunu dün, çocukluk, bugün, gösterinin doğası ve do...
Seçil Şeker
4 Nov 2019
#KONSER
#TİYATRO
#SÖYLEŞİ
#ATÖLYE
Bu haftanın göze çarpan etkinlikleri neler? İzmir bu hafta hangi tiyatroya gidecek, hangi konserde eğlenecek bu listede!
Editör
4 Nov 2019
#VEGAN
#VEJETERYAN
Dünyanın her yerinde veganlığın yükselişe geçmesiyle birlikte işletmeler bu konuya daha duyarlı olmaya başladı. İzmir’de...
Gülay Güler
2 Nov 2019
#KOŞU
#SOSYAL SORUMLULUK
Ayrık veya açık omurga anlamına gelen spina bifida, dünyada en sık görülen doğuştan olma hastalıklardan birisi. 3 Kasım’...
Öykü Nur Akkol Avcı
1 Nov 2019
#YEMEK
Hani bir söz vardır muhtemelen aşinasınızdır; "Tekrarı yoktur bazı şeylerin hayat gibi, aşk gibi, ömür gibi…"
Zeren Tuğçe Erbil
31 Oct 2019
#KONSER
#MÜZİK
Kış yavaş yavaş kendini gösterip bizi üşütürken konser konser gezip içinizi ısıtmaya hazır mısınız?
Seçil Şeker
30 Oct 2019
#TİYATRO
#OPERA
Annie müzikali geçen sene Mozart Akademi tarafından İstanbul’da Zorlu’da sahnelenmişti. Bu sene Kasım ayında üç kez sahn...
Kardelen Uysal
29 Oct 2019
#TİYATRO
#STAND-UP
Kasım ayında İzmir'i birbirinden değerli oyunlar, performanslar ve stand-up gösterileri bekliyor. Sizi eğlenceli, komik,...
Kardelen Uysal
28 Oct 2019
#ATÖLYE
Hafta sonunu renklendirip hem eğlenmek hem de öğrenmek isteyenler için İzmir bu ay dopdolu!
Seçil Şeker
27 Oct 2019
#TİYATRO
Arthur Schnitzler’in La Ronde adlı eserinden Haluk Işık’ın uyarladığı, 1890’lu yıllarda Viyana’da geçen Atlıkarınca Hika...
Editör
27 Oct 2019
#EDEBİYAT
Deniz Kuyumcu, 22 yaşında genç bir yazar. Kuyumcu, kitabı Efsaneler Yıldırım Kuşu’nda gerçek efsanelerle kurmacayı birle...
Gülay Güler
26 Oct 2019
#PUB
Urla’nın ilk Irish Pub'ı açıldı. The Harp dekorasyonu, sıcak ortamı, bira çeşitliliği, uygun fiyatları ile tamamen Irish...
Gülay Güler
25 Oct 2019
#BALE
#OPERA
#ÇOCUK
Çocuklara opera, bale, klasik müziği sevdirmek ve çocukların okuma alışkanlığı kazanmaları için yazılan Şekeronya’da sol...
Editör
22 Oct 2019
#MÜZİK
#SANAT
#FESTİVAL
#YOGA
Yeşim Özbirinci, www.wearethehippies.com sitesinin kurucusu ve editörü. Site, sürdürülebilir yaşam, psychedelic kültür, ...
Kardelen Uysal
22 Oct 2019
#KUTLAMA
#MÜZİK
Yılın en eğlenceli günlerinden biri olan Cadılar Bayramı'na çok az kaldı. Her yıl dünyada rengarenk ve eğlenceli görüntü...
Gülay Güler
21 Oct 2019
#YOGA
Bu röportajı okurken siz de görünenin özüne yolculuk etmek isteyeceksiniz. Biz dinlerken Özlem Özülker hikayelerinden ve...
Editör
20 Oct 2019
#ÇOCUK
#ETKİNLİK ALANI
Ebeveyn olunca öncelik hep çocuklarımızın oluyor değil mi? Sizi de bunaltmadan, İzmir'in tadını çocuklarınızla hangi mek...
Gülay Güler
19 Oct 2019
#SEMİNER
5 Kasım tarihinde İzmir'in gelecek vadeden girişimleriyle yatırımcıları bir araya getirmek için düzenlenen Startup, Türk...
Editör
15 Oct 2019
#SİNEMA
İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından 2002 yılından beri düzenlenen Filmekimi, 18-23 Ekim tarihleri arasında İzmir’de g...
Kardelen Uysal
15 Oct 2019
#SANAT
#TASARIM
Bulduğu her türlü malzemenin üzerine çizim yapan Sadi Tekin leblebileri karakterleştirmesiyle, New York sokaklarına muzi...
Kardelen Uysal
14 Oct 2019
#MÜZİK
#KONSER
Scott Bradlee önderliğinde kurulan Postmodern Jukebox müzik grubu, Welcome to the Twenties 2.0 turnesi kapsamında 27 Eki...
Editör
12 Oct 2019
#SİNEMA
Otuzbeslik.com ve Birikim Atölyesi'nin düzenlediği Alternatif Kısa film etkinliğimizin 16’ncısıyla karşınızdayız. Bu seç...
Gülay Güler
11 Oct 2019
#TİYATRO
Oyun Hamuru Tiyatrosu sahne üzerinde doğaçlama performans yapan, seyirciyi de seyirci-oyuncu olarak oyuna interaktif bir...
Kardelen Uysal
11 Oct 2019
#MEYHANE
İzmir'de içkili pek çok restoran var ama siz o eski meyhane ruhunu mu arıyorsunuz? Samimi bir ortamda, fonda hafiften fa...
Gülay Güler
10 Oct 2019
#TİYATRO
#SANAT
Devlet Tiyatrosu sanatçısı Rüçhan Gürel tarafından 2007 yılında İzmir’de kurulan Han Tiyatrosu her yaştan öğrenciye üst ...
Seçil Şeker
8 Oct 2019
#SANAT
#ŞİİR
#FOTOĞRAF
#EDEBİYAT
İnanç Avadit’in Buradan Kurtulmak Bize Kaldı adlı şiir kitabı içinde yaşadığımız dünyanın gerçeklerini, gerçekleştiremed...
Kardelen Uysal
6 Oct 2019
#ATÖLYE
İzmir'in en çok sevilen atölyesi Atölyemiz Canımız'da sadece birbirinden güzel takılar ve seramikten objeler üretilmiyor...
Gülay Güler
5 Oct 2019
#SİNEMA
Film tutkunları, beyaz perde aşıkları buraya! Ekim ayında vizyona girecek filmleri listeledik.
Editör
4 Oct 2019
,
Başa Dön
Bize ulaşın
Giriş yaparak
Gizlilik Politikası,
Kullanım Koşulları
ve
Çerez Politikası
’nı kabul etmiş olursunuz.
Satış Sözleşmesi
İptal ve İade