R
GİRİŞ
TR
EN

Özlem Özülker ile Görünenin Özüne Yolculuk

#YOGA
Editör
20 Oct 2019

Bu röportajı okurken siz de görünenin özüne yolculuk etmek isteyeceksiniz. Biz dinlerken Özlem Özülker hikayelerinden ve bilgeliğinden çok etkilendik. Bir zamanlar Aborjinlerle de yaşayan Özülker'den iç organ ve rahim temizliği, ayurvedik tıb gibi konularda bilgi aldığımız bu röportajı tek solukta okuyacaksınız. 

Merhaba Özlem Hanım, sizi ve yolculuğunuzu tanımak isteriz.

Merhaba... Diplomat bir ailenin çocuğu olarak 1974’te  Etyopya’da dünyaya geldim ve hayatım hep yollarda geçti. Altı kıtada yaşadım ve dört dil öğrendim. Manevi kökenim ise Sufi olan annemin baba tarafına dayanıyor. Merkez Efendi ve Abdülkadir Geylani Hazretlerinin soyundan geliyoruz. Doğanın ve bitkilerin canlı bir varlık olarak hayatımızdaki yeri ve tedavi gücü ile sanırım doğduğumdan beri ilgileniyorum. Kendimi bildim bileli görünenin özündeki manayı ve ruhu sorgulamışımdır. Bu konuda ilk rehberim başarılı bir avukat olan büyükbabamdı. Aynı zamanda maneviyatı derin, şifa yeteneği olan bir insandı. Şifa özelliği ocaktan gelmedir. Yani kendi babasından el almıştır. Hayatı boyunca doktorla işi olmamış, birçok hastalığını kendisi tedavi etmiştir. 

Bana fiziksel ile ruhsal hayatı dengelemek konusunda değerli bir örnek ve rehber olmuştur ve büyükbabam bana da el verdi. Onun vefatından sonra meditasyon ve yoga ile tanıştım. Hint geleneğinin bu kadim sistemi aracılığıyla beden - zihin yapısı ve bunların birbiriyle ilişkisini kavradım. Aynı dönem yoganın ikiz kardeşi yaşam bilimi ayurveda eğitimi alarak doğa ritmine uygun beslenme ve yaşam tarzını bilimsel açıdan da öğrenmiş oldum. Bu köklü gelenekler hala hayatımın temel yapı taşlarını oluşturur. Zamanla düzenli uygulama neticesinde bedenim güçlenmeye ve zihnim dinginleşerek bilincim açılmaya başladı ve bu yollardan geçmiş bir ustaya duyduğum gereksinim beni bir Sufi’nin kapısına vardırdı.10 yıl dervişlerle birlikte yaşadım ve dünyanın farklı yerlerindeki dervişleri ziyaret ederek geçirdim. 10 yılın sonunda onlarla fiziksel yolum ayrıldı ve karşıma Orta Asya ve İnka Şamanları çıktı. Beş yıldır el birliği ile çalışmalarımız devam etmekte. Üç ay güney Amerika’da Şili, Kolombiya ve Peru yerlileri ile yaşadım. Bu yolculuk rahmimin temizlendiği ve doğa ile ilişkimin incelerek yeni bir boyut kazandığı bir dönemdir. Hemen akabinde Avustralya’dan bir davet alarak Aborijinlerin arasında buldum kendimi. Bir buçuk yıl önce kıtanın kalbi olan çölde daha sonra okyanus kenarında yerlilerle birlikte hem yaşadım hem çalıştım. Birbirimizin kültürünü, doğa ile iletişim tarzlarımız ve şifa yöntemlerini paylaştık. İki yıl önce ise Türkiye’ye dönerek burada kök salma zamanımın geldiğini net bir şekilde anladım. Tüm bilgi, tecrübe ve deneyimlerimi şimdi burada paylaşmaktayım. İstanbul Rumeli Hisarı'nda kendi mekanımı açıyorum. Çalışmalarıma orada devam ediyor olacağım. Beklerim... 

İç organ temizleme, rahim temizliği, ayurvedik tıbba göre yaşam tarzı... Bunlar nedir? Bu içsel temizliği nasıl yapıyorsunuz?

Her bir organın içinde zamanla saf olmayan beslenme, yaşam ve düşünce tarzından dolayı biriken atıklar oluşmaktadır. Sindirim sistemi yeterince güçlü değilse bu atıklar birikerek bedenin tüm hücre ve dokularının yıpratarak erken yaşlanmasına sebep olmaktadır. Bedenin saflığını kaybetmesi düşünce yapısını da olumsuz etkilemektedir. Kafada oluşan olumsuz düşünceler de tekrar bedeni daha da yormakta ve yıpratmaktadır. Her bir organ bir duygu taşır. Organlar sağlıklı ve güçlü olduğunda olumlu duygular hakim olurken zayıfladığında ise ağır duygular hissedilmeye başlanır. Örneğin böbrekler sağlıklı olduğunda güven duygusu ve hayatiyeti arttırırken zayıfladığında korku, endişe duygusu ve bitkinliğe sebep olurlar. Akciğerler zayıfladığında hüzün ve kedere sebep olurken sağlıklıyken huzur ve tatminkar bir his yayarlar. Bu sebeple organları düzenli olarak temizlemek ve temiz tutmak hayat kalitesini yükseltir. Tıpkı bir arabanın sağlamlığını koruması için düzenli bakımdan geçmesi gerektiği gibi. Fiziksel madde tutan ve biriktiren bir yapıya sahiptir. Beden de buna dahildir. Bu sebeple boşaltım sisteminin düzenli olarak desteklenmesinde büyük fayda vardır. Bunun için birçok farklı yöntem kullanılabilir. Ben Refleksoloji, Marma Nokta Tedavisi, Kranyo Sakral, Hint Tıbbı Ayurveda ve Yoga uygulamaktayım. Bunlar binlerce yıldır uygulanmakta olan ve güvenirliliğini kanıtlamış olan kadim sağaltım ve tedavi sistemleridir. Son iki yıldır bu sistemlerin eğitimini de vermeye başladım. 26 yıldır önce kendi ve sonra binlerce kişi üzerinde uyguladığım bu yöntemlerden çok iyi sonuçlar alıyorum. Köklü bir tedavi gerçekleşiyor. Buna neredeyse tüm fizyolojik ve psikolojik hastalıklar dahil. Şizofreni ve akıl hastalığı gibi durumların tedavisi ayrı bir uzmanlık gerektirdiğinden bu vakalar ile çalışmadım. Ancak tedavinin tam sonuç verebilmesi için danışanın niyetinin net olması da gerekmektedir. Bu konuya sonraki soruda zaten değineceğiz. Rahim derin bir konu. Rahim bizim fiziksel hayatımızın başladığı ilk yuvadır. Burası korunaklı bir alan ve büyüme sürecini tamamladığımız bir ortam. Rahim kanalından çıktığımızda göbek bağının kesilerek Annemizden fiziken ayrılmamızın, erişkinliğin ve bağımsızlığın da bir sembolüdür. Rahim alıcı bir organdır ve kadının vücudundaki ikinci kalptir. Rahim kadının doğa ile bilhassa da toprak ile ilişki kurmasında en büyük yardımcı araçtır. Bir kadın toprağa yakın değilse şefkat duygusu zayıflıyor, endişe ve korku yükleniyor, yaratıcılığını tam anlamıyla kullanamaz hale geliyor ve sezgilerini duyamaz ve dinlemez oluyor. Tüm bunların olabilmesi için kadının rahmi ile sağlıklı bir ilişkisi olması gerekmekte. Bu da öncelikle rahmin hem fiziksel hem enerjitik olarak temizlenmesi ile başlar. Bizler kadın olarak duygusal ve fiziksel olarak yakın temas kurduğumuz insanların hislerini depolayabiliyoruz. Bilhassa da cinsel ilişkide bulunduğumuz eşlerimizin ağırlıklarını da içimize alır, toplarız ve işin kötüsü daha sonra bazı ağır duyguları kendimizin olduğunu zanneder ve merkezimizden kopmaya başlarız. Kadın her ne kadar güvendiği ve sevdiği eşi ile birlikte olsa da düzenli olarak rahmini temizlemelidir. Bu hem fiziksel hem duygusal açıdan gerekli bir işlemdir. Bunun için kadim geleneklerden gelen bazı yöntemler kullanılmakta. Güney Amerika’da bu konuda el alarak bu yöntemleri öğrendim. 5 yıldır yaptığım düzenli rahim temizliği sayesinde duygu, düşünce ve tüm yaşamla ilişkimin kalitesi çok büyük oranda arttı ve rafine hale geldi. Rahim temizliği için kullandığım yöntemler, bitki tütsüsü ve dahili kullanımı, obsidyen camı, nefes ve belli başlı hareketler, ses, marma nokta tedavisi ve refleksoloji. Ayurveda ise 5000 yıl önce Hindistan’da doğmuş olan yaşam bilimi ve tıp sistemidir. Ayurveda’nın ana prensibi denge üzerine kuruludur. Beş element teorisi ile çalışır. Bunlar toprak-su-ateş-hava ve boşluktur. Ayurveda’ya göre her şey farklı oranda beş elementten meydana gelmiştir. Bedenimiz, düşünce yapımız, her bir gıda, mevsim, gün içerisinde zaman dilimi, ortam, ülke, bunların her biri bir veya birkaç elementin karışımından meydana gelmektedir. 

Örneğin yaz mevsimi ateş elementidir. Acı biber ateş elementidir gibi. Ayurveda’ya göre herkes kendine has bir zihin/beden yapısı ile doğar ve kişi kendi yapısını bilirse hayatını ve beslenme tarzını da buna göre düzenleyerek dengeyi sağlar ve korur. Bu tabii her elementin karakterini bilmeyi gerektirir. Böylece hava elementi yüksek bir kişi uzun süre sert bir rüzgara maruz bırakmaz kendini veya gaz yapan çiğ gıdalarla beslenmez. Yoksa daha önce de dediğim gibi hücre ve dokularda bozulma başlar. Ayurveda’ya göre her şey doğru kullanıldığında şifalı olabilir yalnış kullanıldığında ise zaralı. Nasıl ki sabah kalktığında kişi yüzünü yıkayıp dişini fırçalıyor ve duşunu alıyorsa içsel temizliği yapmanın çok pratik yöntemleri var. Böylece bedende birikim oluşmuyor ve kişi hastalıktan korunuyor. Ayurveda 15 yıl önce hayatıma girdiğinden beri bilhassa sindirim ve sinir sistemim köklü bir şekilde dönüştü ve güçlendi. Zihnim dinginleşerek algım keskinleşti, yaratıcılığım inanılmaz arttı, iç huzurum ve neşem arttı. Hayatım çok olumlu yönde gelişti. Bu sebeple bunun eğitimini aldım ve iki yıldır da eğitimini vermekteyim. 

Spiritüel güçleriniz var. İnsan böyle güçlerle doğup kendini mi keşfeder yoksa bu güçleri sonradan öğrenip geliştirmek mümkün mü?

Aslında herkes ruhsal bir varlıktır. Ancak bazısı bunun bilincine varır ve bunu geliştirir. Aslında insanın maneviyatı sonradan uyansa bile içinde belli bir tohum taşıdığının işaretidir ve zamanı geldiğinde bu tohum filizlenir. Yani hem herkes bu meziyete sahip ancak bazı kişilerin hayat amacında bunu ifade etmek, yaşamak vardır. Ayrıca her şeyin de her zaman değişebileceğine de inanırım. Hiçbir şeyin yüzde yüz bir kaide olmadığına... 

Sindirim sisteminde bozukluklar olan bir hasta, ameliyat olması gereken biri ya da kanserli biri iç organları yenileme çalışmalarıyla sağlığına kavuşabilir mi?

Evet kavuşabilir. Öncelikle beslenme ve yaşam tarzını saflaştırarak, bedenini içsel ve dışsal olarak, kafasının içindeki düşüncelerini ve niyetini temizleyip temiz tutarak bu mümkün. Önemli bir kısım da hissedilen duygulardan kaçmamak, onları reddetmemek ve onları dinleyebilmek. Duygular birer postacı gibi, bazı mesajlar vermeye gelirler. Mesaj alındığında çözülür ve hafiflerler. Maalesef bunların hiçbiri bize doğduğumuzda ne ailemiz ne okulda öğretilmemektedir. Hayat bize bu bilgileri bir şekilde zaman içerisinde açıyor. Bazı yerli kabile düzenlerinde çocuğu fiziksel olduğu kadar ruhsal olarak da hayata hazırlamaktalar. Belki bir gün şehir insanı da kendi hakikatine daha genç yaşlardan vakıf olur ve dünyanın gelişimine daha verimli bir katkıda bulunur. Her şey bir yana “Her şey daima merkezindedir” Merkez dedemin söylediği meşhur söze canı gönülden inanıyorum. Sisteme karşı gelip direnmek yerine alınacak derslere ve gelişime odaklanmak bizi daha güçlü kılıyor.

Aborijinlerle yaşadınız. Size neler kattılar. Gerçekten kitaplarla okuduğumuz gibi bir hayat mı yaşıyorlar? 

Aborijinler kendilerini Avustralya yerlileri olarak adlandırmaktalar. Aborijin kelime anlamı olarak orijinal olmayan demektir ve bu adaya sonradan gelen İngilizlerin onlara taktığı bir isimdir. Halbuki kıtanın asıl orijinalleri onlardır. Bana en büyük kattıkları şey derin dinleme yetileri oldu. Onları saatlerce doğayla derin dinleyerek iletişim kurarken izledim. Aylarım bu şekilde geçti. Beyazlara güvenleri kalmamış. Bu sebeple onlarla iletişim kurmak ve bilgi almak zaman alabiliyor. 

Saflığını korumuş olan yerlilerin bir çoğu çölün içerisinde kimsenin giremediği yerlere çekilmiş. Beyazlardan gizlenerek yaşamaktalar. Bir çoğu beyazlar tarafından katledilmiş.  

Son yıllarda bir kısım Avustralyalı beyazlar tarafından yardım projeleri başlatılmış durumda. Hükumet de kısmen bu projeye dahil olmuş. Ancak şu tartışma halen sürmekte; acaba biz onlara yardım ettiğimizi düşünürken gerçekten faydamız dokunuyor mu? Yoksa onları doğa ile baş başa kendi hallerine mi bırakmalıyız. 

Hatta bizim yardıma ihtiyacımız olduğu aşikarken nasıl onlara yardım edebileceğiz. Avustralya yerlilerinin telepati özelliği çok yüksek. Bir gün bir köyün büyüklerinden biri vefat etti. Civar köylerden binlerce kişi tam gününde ve vaktine gelerek törene gelerek cenazeyi kaldırdılar.  

Çölde bazı kıdemli yerli şifacılarla ve kabile liderleri ile buluşma şansım oldu. Zaten o kıtaya gitmem için davet manevi boyuttan geldi. Kıtanın atalarının benim atalarımla irtibatı olduğunu hissettim. Rüyalarımda sık sık iletişim kuruldu benimle. İşaretler geldi daha sonra orada yaşayan bir adamla tanışıp ona aşık olarak daveti aldım. Görünüşte aşkımın peşinden gidiyor gibi görünsem de içimde bunun kadim topraklar ve kültürü ile buluşmaya gittiğimi biliyordum. Ancak ilişkiden de büyük dersler aldım ve kıtada bana birçok kapı ve yol açılarak bu bilgi doğrulanmış oldu. Kabile liderlerinin bana verdiği en önemli mesaj, derin dinlemenin ne kadar önemli ve gerekli olduğu idi. Çölün ortasında suyu ve gıdayı, tüm yollarını, sorulara cevaplarını ve tüm ruhsal gıdalarını bu yolla bulup karşılıyorlar. Bunun adına Dadirri diyorlar. Ben de burada Dadirri’yi öğrettiğim alanlar açıyorum. Tüm bu bilgiyi paylaşıyor ve aktarmayı vazife biliyorum. Derin dinlemenin özü saygı ve kabule dayanıyor. Gerisi ancak deneyimlenerek anlaşılabiliyor. Orada tanıdığım insanlarla ilişkim halen sürmekte ve bir kısmı Türkiye’yi görmeye ve beni ziyaret etmeye geldi. Yerliler hakkında anlatılacak daha çok şey var. Tüm bu konuları işleyeceğim bir kitap yazma niyetim var. Orada tüm deneyimlerimi daha detaylı olarak aktaracağım.

Teknolojiye düşmanlar mı? Siz teknolojinin gelişmesini nasıl yorumluyorsunuz?

Teknolojiye hiçbir şekilde düşman değiller. Teknolojiyi kullanma biçimimizi eleştiriyor ve bağımlılığımızla yüzleşmemiz ve tedavi olmamız gerektiğini söylüyorlar. Bunun için de ilk etapta hayatımızda doğaya daha çok alan açmamızı tavsiye ediyorlar. “Kendinizi bilerek hapishaneye sokuyorsunuz. Hapisten çıkın” diyorlar. Ben teknolojiyi içsel teknolojinin bir yansıması olarak görüyorum. Aslında telefon, bilgisayar, televizyon vs gibi araçlarla yaptıklarımızı içsel olarak gerçekleştirebilecek donanıma sahibiz. Bunu bilmiyoruz. Bu yönde bir uyanış başladı ama biraz yolumuz var daha. Evet teknoloji sonumuzu getiredebilir. Ancak bence asıl sonumuzu getiren şey insanın düşünce yapısı ve davranış şekli. En büyük silah ve zehir bu. Tüm yaşamın özündeki ruhu ve özü tanımadıkça insanoğlunun en faydalı şeyi bile bir silah olarak kullanabildiğine şahit oluyorum. Yoksa çoğu kez teknoloji hayatımızı kolaylaştıran bir araç. 

Tedavi yönteminize ve şifa gücünüze inanmayan biriyle bir çalışma yaptığınızda iyileşme oranı inanca bağlı olarak düşüyor mu? Tedavi için öncelikle inanmak şart mı?

Her şeyden önce danışan kişinin kendi rızası ile gelmiş olması gerekiyor. Bir başkasının zorlaması ile gelindiğinde tedavi köklü bir sonuç vermiyor. Anlık olarak rahatlama sağlıyor belki ama o kadar. Kişi bazen net olarak neden geldiğini bilemeyebiliyor. Çalışma sırasında asıl geliş sebebi oraya çıkıyor. Ancak her halükarda kişinin net bir şekilde kendisinin gelmek istemesi ve çalışmaya her şeyden önce kalben açık olması gerekiyor. İnanç deneyimle birlikte gelişiyor genellikle. Hiç inanmayan biri pek gelmiyor. Ancak ciddi bir rahatsızlığı olup da her tür yolu deneyip hiç sonuç alamayıp doğal yöntemlere başvuranlar olabiliyor ki bu kişiler de yine belli bir teslimiyetle gelmiş oldukları için çalışma rahatça olumlu sonuç veriyor. Zaten geçerliliklerini binlerce yıldır kanıtlamış olan kadim tedavi yöntemleri kişinin inancına bağlı çalışmıyor. Ancak kişinin niyeti, kendi ve yaşamın özüyle kuracağı ilişkinin kalitesini elbette belirliyor. 

Workshoplar veriyorsunuz, grup çalışmaları ve özel seanslar yapıyorsunuz. Size nasıl ulaşabilirler? İzmir'e gelmeyi düşünüyor musunuz? 

İnsanlar bana Instagram, Facebook veya email yolu ile ulaşabilirler. İzmir’den giderek daha çok teklif almaya başladım. İzmir’de de eğitim vermek ve çalışmalarımı paylaşmayı çok istiyorum. Seve seve gelirim. Ege Bölgesi ve insanıyla da ayrı bir bağım vardır. 

Benzer yazılar
#SİNEMA
#FESTİVAL
Bu yıl ilk kez gerçekleşecek olan Uluslararası 2 Yaka Kısa Film Festivali 23-29 Kasım tarihleri arasında 19 ülkeden 34 k...
Editör
18 Nov 2019
#SİNEMA
#SÖYLEŞİ
Otuzbeslik.com ve Birikim Atölyesi'nin düzenlediği Alternatif Kısa film etkinliğimizin 17’ncisiyle karşınızdayız. Bu seç...
Gülay Güler
18 Nov 2019
#KONSER
#TİYATRO
Bu hafta İzmirli sanatseverleri birbirinden güzel etkinlikler bekliyor. Haftaya başlamadan listemize göz atın.
Editör
18 Nov 2019
#TASARIM
#SERGİ
Mimari, endüstriyel tasarım, moda tasarımı ve grafik tasarım alanlarından 17 tasarımcıyı bir araya getiren İlham Veren İ...
Editör
15 Nov 2019
#KAHVALTI
Kahvaltınızı deniz kenarında mı yapmak istersiniz, köşkün arka bahçesinde mi? Serpme kahvaltınızı kendiniz mi seçmek ist...
Seçil Şeker
15 Nov 2019
#MÜZİK
Hip hop müziğin başarılı isimlerinden Ali Eksan, bilinen adıyla Ethnique Punch, beat’lerini kendisiyle yapan bir MC. Sin...
Kardelen Uysal
15 Nov 2019
#SOSYAL SORUMLULUK
Hale Acun Aydın, 1983 İstanbul doğumlu bir içerik üreticisi. Türk İşi Minimalizm adlı YouTube kanalının ve web sitesinin...
Kardelen Uysal
14 Nov 2019
#TİYATRO
Tiyatro Kalemi ötekinin derdinin, hikayesinin üzerine titizlikle eğilen bir tiyatro grubu. Çok katmanlı metinleri, başar...
Kardelen Uysal
12 Nov 2019
#GEZİ
Şehir sizi bastıysa, hafta sonu için huzurlu bir tatil düşlüyorsanız Urla’ya 9 km uzaklıktaki Özbek Köyü keşfedilmeyi be...
Gülay Güler
9 Nov 2019
#YEMEK
#DİYET
Öğle yemeklerini Mistral Çarşı’da yiyor, sağlıklı beslenmek istiyorum ama çalışırken nasıl yapabilirim bilmiyorum diyors...
Gülşen Sarı
8 Nov 2019
#MÜZİK
Adnan Girgin (davul), Atahan Gökdel (gitar) ve Mert Deliktaşlıdan (gitar, vokal) tarafından 2018 yılında hayata geçirile...
Kardelen Uysal
7 Nov 2019
#TEKNOLOJİ
Ege bölgesinin en büyük yazılım teknolojileri konferansı 23 Kasım, Cumartesi günü Tepekule Kongre ve Sergi Merkezi’nde G...
Editör
6 Nov 2019
#EDEBİYAT
Berna Kumaş Sipahi, Arkas Holding Kurumsal İletişim Direktörü. Aynı zamanda da bir yazar. Daha önce Gökten Üç Elma Düşmü...
Editör
5 Nov 2019
#SİNEMA
İzmir kentinin tek sinema festivali olan İzmir Kısa Film Festivali, 4 Kasım günü başladı ve 10 Kasım'a kadar devam edece...
Editör
5 Nov 2019
#TİYATRO
Will Eno'nun yazdığı 2005 Pulitzer Ödülleri Dram Finalisti Thom Pain oyunu dün, çocukluk, bugün, gösterinin doğası ve do...
Seçil Şeker
4 Nov 2019
#KONSER
#TİYATRO
#SÖYLEŞİ
#ATÖLYE
Bu haftanın göze çarpan etkinlikleri neler? İzmir bu hafta hangi tiyatroya gidecek, hangi konserde eğlenecek bu listede!
Editör
4 Nov 2019
#VEGAN
#VEJETERYAN
Dünyanın her yerinde veganlığın yükselişe geçmesiyle birlikte işletmeler bu konuya daha duyarlı olmaya başladı. İzmir’de...
Gülay Güler
2 Nov 2019
#KOŞU
#SOSYAL SORUMLULUK
Ayrık veya açık omurga anlamına gelen spina bifida, dünyada en sık görülen doğuştan olma hastalıklardan birisi. 3 Kasım’...
Öykü Nur Akkol Avcı
1 Nov 2019
#YEMEK
Hani bir söz vardır muhtemelen aşinasınızdır; "Tekrarı yoktur bazı şeylerin hayat gibi, aşk gibi, ömür gibi…"
Zeren Tuğçe Erbil
31 Oct 2019
#KONSER
#MÜZİK
Kış yavaş yavaş kendini gösterip bizi üşütürken konser konser gezip içinizi ısıtmaya hazır mısınız?
Seçil Şeker
30 Oct 2019
#TİYATRO
#OPERA
Annie müzikali geçen sene Mozart Akademi tarafından İstanbul’da Zorlu’da sahnelenmişti. Bu sene Kasım ayında üç kez sahn...
Kardelen Uysal
29 Oct 2019
#TİYATRO
#STAND-UP
Kasım ayında İzmir'i birbirinden değerli oyunlar, performanslar ve stand-up gösterileri bekliyor. Sizi eğlenceli, komik,...
Kardelen Uysal
28 Oct 2019
#ATÖLYE
Hafta sonunu renklendirip hem eğlenmek hem de öğrenmek isteyenler için İzmir bu ay dopdolu!
Seçil Şeker
27 Oct 2019
#TİYATRO
Arthur Schnitzler’in La Ronde adlı eserinden Haluk Işık’ın uyarladığı, 1890’lu yıllarda Viyana’da geçen Atlıkarınca Hika...
Editör
27 Oct 2019
#EDEBİYAT
Deniz Kuyumcu, 22 yaşında genç bir yazar. Kuyumcu, kitabı Efsaneler Yıldırım Kuşu’nda gerçek efsanelerle kurmacayı birle...
Gülay Güler
26 Oct 2019
#PUB
Urla’nın ilk Irish Pub'ı açıldı. The Harp dekorasyonu, sıcak ortamı, bira çeşitliliği, uygun fiyatları ile tamamen Irish...
Gülay Güler
25 Oct 2019
#BALE
#OPERA
#ÇOCUK
Çocuklara opera, bale, klasik müziği sevdirmek ve çocukların okuma alışkanlığı kazanmaları için yazılan Şekeronya’da sol...
Editör
22 Oct 2019
#MÜZİK
#SANAT
#FESTİVAL
#YOGA
Yeşim Özbirinci, www.wearethehippies.com sitesinin kurucusu ve editörü. Site, sürdürülebilir yaşam, psychedelic kültür, ...
Kardelen Uysal
22 Oct 2019
#KUTLAMA
#MÜZİK
Yılın en eğlenceli günlerinden biri olan Cadılar Bayramı'na çok az kaldı. Her yıl dünyada rengarenk ve eğlenceli görüntü...
Gülay Güler
21 Oct 2019
#YOGA
Bu röportajı okurken siz de görünenin özüne yolculuk etmek isteyeceksiniz. Biz dinlerken Özlem Özülker hikayelerinden ve...
Editör
20 Oct 2019
#ÇOCUK
#ETKİNLİK ALANI
Ebeveyn olunca öncelik hep çocuklarımızın oluyor değil mi? Sizi de bunaltmadan, İzmir'in tadını çocuklarınızla hangi mek...
Gülay Güler
19 Oct 2019
#SEMİNER
5 Kasım tarihinde İzmir'in gelecek vadeden girişimleriyle yatırımcıları bir araya getirmek için düzenlenen Startup, Türk...
Editör
15 Oct 2019
#SİNEMA
İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından 2002 yılından beri düzenlenen Filmekimi, 18-23 Ekim tarihleri arasında İzmir’de g...
Kardelen Uysal
15 Oct 2019
#SANAT
#TASARIM
Bulduğu her türlü malzemenin üzerine çizim yapan Sadi Tekin leblebileri karakterleştirmesiyle, New York sokaklarına muzi...
Kardelen Uysal
14 Oct 2019
#MÜZİK
#KONSER
Scott Bradlee önderliğinde kurulan Postmodern Jukebox müzik grubu, Welcome to the Twenties 2.0 turnesi kapsamında 27 Eki...
Editör
12 Oct 2019
,
Başa Dön
Bize ulaşın
Giriş yaparak
Gizlilik Politikası,
Kullanım Koşulları
ve
Çerez Politikası
’nı kabul etmiş olursunuz.
Satış Sözleşmesi
İptal ve İade