Şirin Pancaroğlu: Müziğin içinde bir turist gibi gezmek beni rahatlatıyor

18 Mar 2020

Şirin Pancaroğlu, Washington Post Gazetesi tarafından uluslararası ölçekte büyük bir yetenek olarak nitelendirilen çok değerli bir arpist. Pek çok albümü olan sanatçı aynı zamanda Arp Sanatı Derneği'nin de kurucusu. Stevie Wonder gibi sanatçılarla aynı sahneyi paylaşan Pancaroğlu, küçük yaşta ailesinden ayrılarak müzik eğitimine başlıyor. İstanbul’da başladığı müzik eğitimini Cenevre Konservatuvarı’nda sürdürüyor ve Indiana Üniversitesi Müzik Fakültesi’nde yüksek lisans derecesiyle tamamlıyor. Dünyanın pek çok yerinde konserler veren sanatçı önemli festivallerde de yer alıyor. Uluslararası bir başarı kazanan buna rağmen inanılmaz mütevazı ve zarif kalabilen Şirin Pancaroğlu'yla sanat aracılığıyla sorunları nasıl aştığını, arpı günlük hayatın içine sokarken yaşadığı deneyimleri, Arp Sanatı Derneği'ni, küçük yaşta aileden ayrılmanın kazandırdıklarını ve kaybettirdiklerini konuştuk.

Şirin Pancaroğlu gülümseyerek poz veriyor. Arkasında havuz ve iki katlı evler var. Fotoğraf: Nazım Kahramantürk

“Bazen hayatınızın birçok alanında halledemediğiniz sorunları, müzikte halledebiliyorsunuz, oraya kanalize edebiliyorsunuz” diyorsunuz bir röportajınızda. Sanat aracılığıyla sorunlar nasıl çözülebilir? Bu topluma da uyarlanabilir mi?

Sanat başlı başına bir şifa kaynağı, bu yüzden de çok iyi bir uygulama alanı. Siz sanat yaparken çok sıkıntı çekseniz de nihai dinleyiciler üzerinde oldukça olumlu bir etkiniz oluyor. Sanat yaparken kendinizi yaşadığınız zorluklardan soyutlamış oluyorsunuz, bu sizin için de şifa kaynağı oluyor. Müzik oldukça terapötik bir şey.

Arpı çalanla arp arasında direkt bir ilişki var. İnsanın direkt kendi teniyle çaldığı bir enstrüman. Bu durum, diğer enstrümanlardan farklı olarak beden ile enstrüman arasında nasıl bir ilişki kurulmasını sağlıyor?

Arp büyük bir müzik aleti, siz oturuyorsunuz ve arpı kucağınıza alıyorsunuz. Dizlerinize, kalbinizin üzerine, omuzlarınıza temas ediyor. Aslında bir uzantınız gibi oluyor, sarılmış gibi oluyorsunuz arpa. Dolayısıyla vücuda epey bir titreşim yayılmış oluyor. Arpın tellerine parmaklara herhangi bir şey takmadan dokunuyorsunuz, doğrudan temas ediyorsunuz. Parmaklarınızı açıp kapayarak çalıyorsunuz, o da bizim en temel el hareketimiz. Bu da çok temel bir motor beceri. Arpların farklı ebatları var ancak genel olarak teli çekerek çalma özelliği tüm arplarda mevcut. Bazı arplarda da aşağıda yedi tane pedal olabiliyor. Pedalların her birinin üç ayrı kademesi oluyor. Bu pedalları da kullanmaya başladığınız zaman alt ve üst beden koordinasyonu gerekiyor; hem vücut hem koordinasyon çalışıyor. Bir yandan da jimnastik aleti gibi.

Avrupa’da eğitim görürken ve kendinize has bir üslup edinmeye uğraşırken problemli bir arpçı olduğunuza inandırıldınız ve bir asistan sayesinde özgüveninizi korudunuz. Geleneğin dışında kalan yaklaşımların merak edilmesi ve deneysellik hoş karşılanmıyordu. Şu anda durum nedir?

Bizde usta çırak ilişkisi vardır. Eğitimler teke tek yapılır, başka türlü bir müzik aletini kavramak, öğrenmek mümkün olmuyor. Orada da öğretmen ve öğrenci arasında bir uyum söz konusu. Her zaman mükemmel bir uyum olmayabilir. Benim bir dönem az da olsa sıkıntılarım oldu, eğitmenime benzemediğim, onun gibi olmadığım için. Ancak eğitmenimin asistanı beni kucaklamıştı. O yaşlarda bir sürü fedakarlıklarda bulunarak eğitim alıyorsunuz, mesela okul gezisine gitmiyorsunuz, kayak yapmıyorsunuz. Aileden de feragat ediyorsunuz. O dönemlerde bana katkıda bulunan herkes güzergahımda çok önemli kişiler olarak zihnimde mimlendi.

Klasik müzik biraz muhafazakardır ancak bu değişmek zorunda. Klasik müzik konserlerinde yaş ortalaması çok yüksek. Yarın bir gün, o insanlar artık burada olmadıklarında müzisyenler kime çalacak? Yeni estetikler ve bugüne dair söylemler için ciddi baskı var. Camia bunu hissediyor ancak ne kadar altından kalkılabiliyor bilmiyorum. Herkesin kendi mizacıyla da ilgili bu.

Arpın dünyevi bir çalgı olduğunu düşünerek süpermarketlerde, cenazelerde, nikahta hatta sahnede Stevie Wonder ile çaldınız. Arpı günlük yaşamın içine sokarken nasıl deneyimler yaşadınız? Algı değişti mi?

Bahsettiğiniz deneyimler öğrencilik yıllarımdan sonra olmuştu. O zamanlar farklı alanlarda çalışmak zorundaydım. Yeni açılan bir marketin et reyonunda çalarken aynı hafta Kennedy Center’da solist olarak yer alıyordum. Biz neredeyiz, nerede duruyoruz? Müzik ne kadar hayatın içinde, ne kadar dışında? Konsere gittiğinizde bir konserve kutusu içinde gibisiniz, sahnede ulaşılmaz olduğunu düşündüğünüz biri var. Ancak kilisedeki bir düğünde, gelin babasıyla yürürken koridorda, o duruma uygun bir müzik yapmak gerekiyordu. Bir sürü beceri kazanmam gerekti, o dönemlerde. Müziğin fildişi kulesindeki halini ve dünyevi dünyadaki halini bilmek bana çok şey öğretti. Sahnedeki insanın ulaşılmaz, sorunsuz, mükemmel, deha görüntüsünden hiç hoşlanmıyorum. Aslında hiç kimse, hiç bir şey mükemmel değil. 

 

Dünyada şu an gelinen noktada müziğe teknoloji üzerinden çok rahatlıkla ulaşılıyor. Müzik kulağımızın dışında değil içinde de artık. Canlı müzik deneyimi hala çok kıymetli. Bu deneyim hiçbir teknoloji yakalayamaz. Eşsiz bir deneyim var orada icara edilen. Buna tanıklık etmek, yaradılış anına şahit olmak artık eskisinden de özel ve kıymetli. Bu alanları çok iyi kullanmak gerektiğini düşünüyorum. Çok muhteşem bir paylaşım alanı bu. Dinleyicinin de müziğe etkisi var. Bazen inanılmaz bir seyirci kitlesi görüp inanılmaz çalabiliyorsunuz.

Bilkent Senfoni Orkestrası ile Şirin Pancaroğlu konser veriyor.

13 yaşındayken müzik eğitimi için ailenizden ayrı düştünüz. Çocukluğunuzdan ödün vermek zorunda kaldınız. Bu kadar küçük bir yaşta tek başınıza hareket etmek size neler kattı ve sizden neler aldı?

Tabii çok kolay olmadı. Hem ülke hem kültür değiştirdim hem de ailemle arama çok uzak bir mesafe girdi. Ailemle aramızda on beş bin kilometre vardı ve o zamanlar direkt iletişim kurabileceğiniz bir telefon hattı da yoktu, santrale kayıt olmanız gerekiyordu konuşabilmek için. Ailem de o sırada Endonezya’daydı. Mesafeler üzerimde oldukça etkileyici oldu. Ailenin oluşturduğu destek sisteminin dışında yaşamaya başladım. Düştüğünüzde sizi tutacak bir ağ yok, düşünce düşüyorsunuz. Bu da çabuk olgunlaşmayı, büyümeyi gerektirdi.

 

Ergenlikte çoğunlukla “Ben senden farklıyım, senden ayrı olmak istiyorum" krizi yaşanır. Bu süreci ailenizle geçirmediğinizde tam olarak bir ergenlik de yaşamamış oluyorsunuz. Bu insanı çok olgunlaştıran bir süreç oluyor. Bu sorunları yaşamadığınızda da enerjiniz çok yüksek oluyor. Başka bir sistemin ve başka dinamiklerin içinde yaşadığınızda zihinsel bir enerjiye sahip oluyorsunuz. Diğer taraftan bir ergenlik ayrışması yaşamadığınızda ergenliği daha ileriki yaşlarda yaşıyorsunuz. Bundan sadece ben değil ebeveynlerim de etkilendi. Otuz yaşındayken yetişkin olduğumu kanıtlamam ve onların da kabul etmesi gerekti. Bağımsızlığımı çabuk kazanmıştım, meraklarım doğrultusunda kendimi hızlıca geliştirebilmiştim ancak bir yandan sahipsizlik hissi de yaşamıştım. Bu yüzden otokontrol mekanizmam aşırı gelişti. 

12 adet albüm yayınladınız. Hamamda da çaldınız tangoya da yöneldiniz. Ayrıca üç farklı arp çalıyorsunuz. Arpı içerisine soktuğunuz alanları nasıl bu kadar başarılı bir şekilde belirliyorsunuz?

12 albüm dışında İsrail ve İran versiyonuyla yayınlanan albümlerim var. Bu başarı mı bilmiyorum ama meraktan kaynaklanan bir durum. Örneğin hamamı çok severim ve kalburüstü hamamlarda çalınan müziklerin kötü olduğunu fark ettim. Hep orada güzel bir şey dinlemeyi hayal ederken beni hamamdan aradılar. Karşınıza çıkan şeylerin arkasını görmek, derine inmek gerekebiliyor. Müzik benim için tek bir alanla, mekanla, şekille sınırlı değil. Ayrıca hamam bir fotoğrafla mı ya da kendine albüm yaptırmış bir hamam olarak mı tanınacaktı? Oraya bir yüz, bir cephe vermiş oluyorsunuz. Müziğin inanılmaz bir değer katma özelliği, kendi sirkülasyon alanı, temsili bir görevi var. Müzik bir sürü şeye araç ve yüz olabiliyor, bu da çok neşeli bir şey.

 

Daimi olarak müziğin içinde bir turist gibi gezmek beni çok rahatlatıyor, çok ciddileşmek bana göre değil. İnsanlara yansıyan tarafının soğuk ve ciddi olmasını istemem. Daha yumuşak temas noktaları daha güzel.

Müziğin gelenek içinde yenilikler aramak için müthiş bir zemin olduğuna vurgu yapıyorsunuz. Aynı zamanda müziğin melez bir yapıda olduğuna inanıyorsunuz. Bir kültürün müzik zemini, nasıl daha uzaklardaki müziklere, kendi zemininden de beslenerek ulaşıyor?

Türkiye müzik açısından çok zengin bir memleket. Mutfağımız gibi müziğimiz de çok zengin. Geçmişten bize gelenler çok katmanlı bir miras. Türk müziğine dokunduğunuzda büyük bir çatı altında köyden çıkan müziği de sarayda yapılan müziği de görüyorsunuz. Osmanlı döneminde sarayda İran’dan, Hindistan’dan, Orta Asya’dan, Avrupa’dan müzisyenler çalışıyor. Hepsi himaye ediliyor. Osmanlı müziği dediğimiz müzik yayıldığı tüm coğrafyaların müziklerinin bir sentezi. İran müziğinin lezzeti Osmanlı müziğinin içinde küçük bir başlık. Pratikler açısından da sağa sola el vermeniz bu yüzden çok kolay. Caz mesela pratiktir; evrensel bir dili vardır ve kodları da çok evrenseldir. Osmanlı müziğinde de böyle bir pratiklik var. Büyük baktığınızda müthiş bir şey. Türkiye bunlardan git gide uzaklaşmış. Kendi içimizde olan müzikleri etiketleyerek birbirinden ayırmışlar. TRT bunu çok yapmış müziği etiketleyerek müzik türlerini ayrıştırmış ve insanlar bu kategorilerin içinde kalmış. Osmanlı’da olan ortak potada müziği eritme durumu Cumhuriyet tarihinin içinde kaybettiğimiz bir şey. Bir yandan da müzik enstrümanları ideolojileştirilmiş. Bugünkü müzik üretimimiz bu tip manipülasyonlardan dolayı çok zayıf.

Aynı zamanda geçmişe dair bir enstrümanı elinize alıp bugünden geçmişe bakıyorsunuz ve yeni bir müzik doğuyor bu bakışla. En çok hangi enstrümanlarda bunu hissettiniz?

Seslerin bir araya gelip bir ahenk yarattıkları bir evrenin parçasıyız. Kökenleri avlanmak kadar eski olan bir enstrüman çalıyorum. Bu çok uzun bir yol. Bu yolun içerisinde bir noktada ben de varım. Arpın çok eski, çok kadim olması bana her zaman ilham veriyor. Arp, çok farklı yerlerde sakil olmadan durabiliyor.

 

Bazı enstrümanları dinlediğinizde arkeolojik bir ses gibi geliyor. Sörpan adlı bir nefesli çalgı var, boynuzdan yapılıyor ve yılan gibi kıvrılan bir yapısı var. Pan flütte de bağrı açık bir ses var. Mitolojik enstrümanların bir kısmı yok olmuş gitmiş.

Şirin Pancaroğlu kırmızı bir elbise giymiş. Boynunda inci bir kolye var, arp çalıyor.

“Kültür politikaları yaratıcılığı desteklemiyor. Klasik müzik icracılarının ortaya çıkması adına yan sektörler eksik” diyorsunuz. Kültür polikalarının izlemesi gereken yollar nelerdir?

Bir kültür politikasına sahip değiliz. Kültür politikasını oluşturmak için kültüre müdahale edebilecek bütün unsurlardan arınmak gerekiyor. Kültür politikamızın olmamasının nedeni sanatı başka emellere alet etme isteği. Kültür için düşünülebilecek en güzel alanlar okullar. Bu konuda çalışırsak arkası gelir zaten. Toplumun yetişkin ve tüketim alışkanlıkları oluşmuş insanların durumları ilgi alanıma girmiyor çünkü kalıplaşmış görüşler söz konusu. Kültür buralarda kodlaşarak yerleşmiş. Bir kültür politikası oluşturmak için önce okullara bakmak gerek. Vatanımız neresi, vatanımızda neler olmasını istiyoruz? Bunu düşünmek gerek. Ne ekmek ve ne almak istiyoruz? Bunun olmaması çok sıkıntı yaratıyor; bu konu insanları çok birleştirebilecek bir konuyken çok ayrıştırıcı oluyor. Müzik çok etkili; çok ayrıştırıcı da birleştirici de olabiliyor. Daha büyük paydalarda buluşabiliriz. Bunun için tohumları, toprağı, filizi düşünmek gerekiyor. Henüz orada değiliz.

2007 senesinde kurduğunuz Arp Sanatı Derneği hedeflerine ulaştı mı? Şu an ne durumdasınız?

14. yıla doğru gidiyoruz. Kapının açık kalması bile mucizevi geliyor. Güçlenerek gittik, badireler atlattık. İşin sosyal sorumluluk boyutu çok daha önemli. Son sekiz ay içerisinde ne tür bir işlevimiz olduğunu daha iyi idrak ettik. Arpla teması olsun olmasın el ele vererek bir şeyler yapabiliyoruz. Sadece kendi görüşümüzü empoze etmek üzere değil memlekete faydalı olabilecek çalışmaları görünür kılmaya çalışıyoruz.  

 

Geçen sene bir çalıştay düzenledik. Örgün öğretimde müzik eğitimi ve genel olarak müzik kurumlarımızdaki sorunları masaya yatırdık ve yirmi sayfalık bir rapor ortaya çıkardık. Sorun tespiti ve çözümlerini bir araya getirdik bu çalışmayla. Bunların yüzde biri bile hayata geçse müthiş mutlu olurum çünkü hiçbir şeyi değiştiremeyeceğimizi düşünüyoruz ya aslında öyle değil. Herkes fark yaratıyor, herkesin varoluş nedeninin çok büyük bir kıymeti var evrende. Çalışarak, konuşarak, katılarak varolmalıyız; kavga ederek değil. Bu ay organizasyon şeması ve bir işletim modelini oturtmak üzerine çalışıyoruz daha etkin olabilmek ve daha fazla proje yapabilmek adına.

 

Uluslararası bir yayın projemiz var. Türk kültüründen beslenmiş unsurları taşıyan arp eserlerinin yurt dışına nota yayınını yapıyoruz edisyon şeklinde. İngiltere’de yayınlanıyor bunlar. Müzisyenler bu eserleri satın alıp notları okuyup o müziği icra edebiliyorlar.

 

Yerelde müzik eğitimi ilgili sorunları daha görünür kılmak için sanal ortamı daha fazla kullanacağız. Küçük videolar çekerek farkındalığı artırmaya çalışacağız. Türkiye’nin kıvrandığını görüyoruz, muzdarip olduğumuz konularda çözüm aranıyor. Yaptıklarımız boşa gitmeyecek.

 

İstanbul’da ayda bir kez cumartesi günleri arplı müzik sohbetleri gerçekleştiriyoruz. Her seferinde genç bir arpist eşliğinde bir konuşmacıyı ağırlıyor ve sohbet ediyoruz. İnsanların naif ama etkili etkinliklere ihtiyaçları var. Bunun için medeni paylaşımlar yapabileceğimiz alanlara ihtiyacımız var.

 

İzmir’de benim için en önemli konu, bu dernek için bir irtibat bürosu ya da küçük bir alan tahsis etmek. Resmi kurumlar nezdinde arayış içerisindeyim.

Şirin Pancaroğlu'nun web sitesini ziyaret edebilir, YouTube ve Spotify üzerinden kendisini dinleyebilirsiniz. 

 

Not: Fotoğraflar görme engelli okuyucularımız için betimlenmiştir. Görsellerin altında bulunan yazılar bu amaca hizmet etmektedir.

Benzer yazılar
GEZİ
Güzelliği ve bereketli toprakları ile bilinen Tire, tarihi dokusu ve yapıları ile Ege’nin eşsiz bölgelerinden biri konum...
Kardelen Uysal
3 Tem 2020
SİNEMA
Korku kavramı en insani yanlarımızdan biri. Temelde canlı olmakla ilgili olsa da evrimle beraber yüklediğimiz anlamlarla...
Nazım Kahramantürk
2 Tem 2020
TASARIM
Local Makers, üreten insanları bir araya getiren, hikayelerinin anlatıldığı bir platform. Üretmenin gücüne inanan insanl...
Kardelen Uysal
1 Tem 2020
SAHİL
Masmavi denizi ve uzun kumluk plajları ile Ege Bölgesi’nin en ferah sahillerine ev sahipliği yapan Kuşadası’nın her köşe...
Gülay Güler
29 Haz 2020
EDEBİYAT
Yeraltı edebiyatı gezginleri, kaybedenleri, yolunu bulmak için yola çıkanları, uçuruma yuvarlananları, uçurumu ev belley...
Kardelen Uysal
28 Haz 2020
YÜRÜYÜŞ
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Yarımada Projesi kapsamında belirlenen toplam 709, ana hatlarıyla 450 kilometre uzunluğu...
Otuzbeşlik
27 Haz 2020
HAYVAN OTELİ
Patili dostlarımız ailemizin birer üyesi. Seyahate çıkarken, acil bir işiniz çıktığında, taşınırken kedi ve köpekleriniz...
Gülay Güler
27 Haz 2020
SİNEMA
BELGESEL
Bu yıl 2-28 Haziran'da gerçekleşecek Onur Ayı etkinlikleri 28’inci kez yapılacak. Ancak bu sene sokaktaki cümbüş, renkli...
Kardelen Uysal
24 Haz 2020
SAHİL
Karaburun dantel gibi işlenmiş, irili ufaklı birbirinden bakir koylara sahip. Karaburun'un virajlı yolları gözünüzü kork...
Gülay Güler
24 Haz 2020
SİNEMA
Hafta sonunuzu kanepenizden kalkmadan geçirmeyi planlıyorsanız, bir solukta izleyeceğiniz bu harika mini dizileri mutlak...
Gülay Güler
22 Haz 2020
SAHİL
Türkiye'de Cittaslow "Sakin Şehir" unvanını almaya hak kazanan ilk ilçe olan Seferihisar, doğal ve tarihi güzelliklerini...
Gülay Güler
20 Haz 2020
TİYATRO
Pandemi döneminde pek çok meslek grubu büyük zorluklarla karşılaştı. En çok zorlanan gruplardan biri de özel tiyatrolar ...
Kardelen Uysal
19 Haz 2020
SİNEMA
BELGESEL
İnsan ve doğa birbirine zıt şeylermiş gibi davranılsa da bir bütünüz aslında. Doğa bizim dayanağımız, bizim nefesimiz. E...
Kardelen Uysal
18 Haz 2020
SAHİL
Yel değirmenleri, beyaz evleri, mor begonvilleri, meyhaneleri, portakal bahçeleriyle herkesin tatil hayallerini süsler B...
Gülay Güler
17 Haz 2020
OTEL
KONAKLAMA
Doğa ile bütünleşebileceğiniz, sakin, huzurlu, ev konforunda bir Bodrum tatili düşlüyorsanız, Bodrum ile özdeşleşmiş, şi...
Gülay Güler
17 Haz 2020
SİNEMA
YARIŞMA
Hezarfen Film Galeri, Kentimiz İzmir Derneği ve TARKEM tarafından İzmir'in en değerli alanlarından biri olan Kemeraltı'n...
Otuzbeşlik
15 Haz 2020
MÜZİK
Volkan Öktem, müzikle çok erken bir yaşta tanışan müzisyenlerden. Henüz 11 yaşında bateri çalmaya başlayan Öktem, Sezen ...
Kardelen Uysal
13 Haz 2020
GÜNCEL
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin koordinasyonunu yürüttüğü İzmir Turizm Hijyen Kurulu, küresel pandemi sonrasında kenttek...
Otuzbeşlik
13 Haz 2020
SİNEMA
Kendine has senaryolarıyla, özgünlükleriyle iç dünyamızda yeni pencereler açan filmler vardır. Kimisi distopik bir dünya...
Kardelen Uysal
11 Haz 2020
OTEL
KONAKLAMA
BUTİK OTEL
Şehir merkezine 35 kilometre uzaklıktaki Urla'da tarihin kalıntılarına tanık olabilir, enfes bir denizde serinleyebilir,...
Zeynep Öztürk
11 Haz 2020
SPOR
BİSİKLET
GEZİ
Bisikletin ulaşım aracı olarak kullanılması hem doğayı hem sağlığımızı korumamıza yardımcı oluyor. Bir kişinin karbondio...
Otuzbeşlik
9 Haz 2020
GÜNCEL
Nefret söylemleri, dildeki şiddet toplum ve bireyler arasındaki eşitsizlik uçurumunun derinleşmesine neden oluyor. Dilde...
Kardelen Uysal
6 Haz 2020
SİNEMA
BELGESEL
Irkçılık, ötekileştirme, ayrımcılık hala dünyanın en büyük sorunlarından biri. Sinema, ırkçılık ve ayrımcılığın karanlık...
Kardelen Uysal
5 Haz 2020
SİNEMA
FESTİVAL
6. Balkan Panorama Film Festivali, 15-21 Ekim 2020 tarihleri arasında Buca Belediyesi'nin himayesinde İzmir'de gerçekleş...
Otuzbeşlik
4 Haz 2020
OTEL
KONAKLAMA
Rüzgarıyla, rengarenk taş evleriyle, gece hayatıyla, sörf cenneti oluşuyla meşhurdur Alaçatı. Eski çağlardan beri Ege'ni...
Zeynep Öztürk
4 Haz 2020
KAMP ALANI
Şehir ahalisi, apartman çocukları için betondan kurtulmanın, egzoz dolmuş ciğerleri, stresten pelteleşmiş zihinleri iyil...
Gülay Güler
2 Haz 2020
SPOR
SİNEMA
EDEBİYAT
YOGA
Kontrollü sosyal mesafe ile normal yaşantılarımıza yavaş yavaş dönüyoruz. Uzmanlar mümkün olduğunca evde kalmamızı öneri...
Otuzbeşlik
1 Haz 2020
SANAT
FOTOĞRAF
SERGİ
Sarı Denizaltı Sanat İnisiyatifi’nin online sergisi “Yeni Normal” mayıs ayında yayınlandı. İçinde bulunduğumuz pandemi s...
Otuzbeşlik
29 May 2020
MÜZİK
BELGESEL
Müziğin sınırlarını genişleten, ona yeni anlamlar katan, yeryüzüne anlam kazandıran müzisyenlerle ilgili muhteşem belges...
Kardelen Uysal
29 May 2020
YAŞAM
Evden çalışmak pek çok avantaj sağlayan bir yöntem. Dünyada gittikçe tercih edilen bu çalışma yöntemini kolaylaştıracak ...
Otuzbeşlik
26 May 2020
SAĞLIK
YOGA
Yoga binlerce yıl öncesinden günümüze kadar ulaşmış kadim bir bilgidir. Beden, zihin ve ruh birlikteliğine dayanan yoga ...
Gülay Güler
21 May 2020
ÇOCUK
Evde kaldığımız bugünlerde çoğu ebeveyn çocukları oyalamakta zorluk çekiyor. Çocukların bu zamanı hem eğlenerek hem de ö...
Gülay Güler
21 May 2020
STAND-UP
Gülmeye en çok ihtiyacımız olduğu bugünler için ilaç gibi gelecek stand-up gösterilerini ve komedi serilerini listeledik...
Gülay Güler
19 May 2020
SOSYAL SORUMLULUK
Pandemi olsa da olmasa da sokak hayvanları her zaman zor durumda. Onlara bakmak, karınlarını doyurmak ve onları sevmek b...
Kardelen Uysal
18 May 2020
SİNEMA
Hollywood yapımlarına tepkili, herkesin bilmediği, herkes tarafından bilinmek de istemeyen, asi bağımsız filmler... Gerç...
Gülay Güler
17 May 2020
,
Başa Dön
Bize ulaşın
Giriş yaparak
Gizlilik Politikası,
Kullanım Koşulları
ve
Çerez Politikası
’nı kabul etmiş olursunuz.
Satış Sözleşmesi
İptal ve İade