Invalid date
Gülay Güler

Karanlık Turizm

 

 

Karanlık turizm ile yolun nasıl kesişti? 

Biliyorsun artık tanıtımlara gezginler çağrılıyor. Dedik ki yolda olma durumu mutlaka önümüze bir şey çıkaracak. 

Eşim Salih’in elinden de birçok iş gelir; aşçılık, bahçecilik, perma kültür gibi o kadar çok ilgi alanı var ki dünyanın neresine gitse yapabileceği işler var. Biz “yaşarız ya” dedik. Köpeklerimizle yola çıktık daha Balkanlar’dayız onuncu gün haber geldi annem yoğun bakımdaymış. Romanya sınırından döndük, Karaciğer sebep olmuş, bir sene geçirdik, ameliyatlar olduk, benden ona nakiller oldu. Gecen yaz da kaybettik. Daha sonra köpeğimiz zehirlendi. Üstüne kardeşimin gencecik kayınbiraderi intihar etti. Bu olaylar o senin yazında üst üste gerçekleşti. Doğal olarak bana karanlık basmıştı. Zaten karanlık bir tarafım vardı ama ben bunu bastırıyormuşum, görmezden geliyormuşum yıllardır. Bu mevzular o kadar karanlıktan çıkamaz hale getirdi ki beni, “niye zorluyorum çıkmak için, çıkmayacağım, bu karanlık tarafımı serbest bırakayım, izin vereyim, buradan ne çıkacak bakayım, göreyim” dedim. Zaten ameliyatlıydım, o halde rehberlik de yapabilecek gücüm yoktu. Ameliyatın etkisinin geçmesi de bir altı ay sürdü. İyi kötü o bir seneyi atlattık ekim ayında Mezopotamya'yı gezmeye karar verdik. Gittiğimizde de eşimle bana acayip ilhamlar geldi. Gördüklerimizden çok etkilendik. Ben hem arkeolog hem turist rehberiyim. O zaman daha çok deşerek bakıyor insan mevzulara. Onların geçmişle kopmamış hallerini görmek bizi çok etkiledi. Hala kültürleri devam ediyor, ağıt yakıyorlar.  

Bizim o atamadığımız negatif enerjiyi onlar binlerce yıldır ağıt yakarak atabiliyorlar. Binlerce yıldır geliştirdikleri ritüelle bu deşarjı yaşayabiliyorlar. Biz acımızı yaşamayı bilmiyoruz. Acıdan kurtulmak için yogaya, terapistlere gidiyoruz. Karanlık turizmle zaten çok ilgiliydim ve orada dedim ki ben niye bu işin içinde yer almayayım, bunun uygulayıcısı olmayayım diye düşündüm. 

 

Türkiye’de karanlık turizm yapan yok değil mi? 

Var ama çok yeni. Bu mevzu dünyada da çok yeni. İlk tanımlaması 1997 yılında yapılmış ama araştırmaların çoğu 2000’li yıllardan itibaren artarak devam ediyor. 2010’lardan itibaren hızla artan bir ilgi var. 

 

Karanlık turizmin tanımı nedir? 

Tanım olarak özetlersek: İnsan ve doğa eliyle gerçekleşmiş insanlık trajedilerini, ölümlerin, felaketlerin, acıların yaşandığı yerlere yapılan seyahatler. Bazı tanımlarda zaman belirtiliyor, 19. Ve 20. Yy'de gerçekleşen olayların yaşandığı yerlere yapılan seyahatler, diyor. Bunu da şu sebepten belirtiyorlar. Günümüze olay ne kadar yakınsa insan üzerinde bıraktığı etki o kadar büyük olduğu için bazı araştırmacılar günümüze yakın olayların karanlık turizm destinasyonu olabileceğini söylüyorlar. Ama bu zorunluluk değil. Hele karanlık turist için hiçbir bağlayıcılığı yok. Tanımlamaların hepsinde geçen bir kelime var o da ölüm. Temel etkinin ölüm olduğu düşünülüyor. Yaşanan acının, trajedinin ölümle sonuçlanması gerekiyor. Çünkü insan ölüm merak eder ve ölüm korkusu yaşar. Bu düşünce yanlış da olamaya bilir, günümüz insanı ölümden çok soyut yaşıyor. Kolay kolay yüzleşmediğimiz, kaçtığımız, korktuğumuz bir konu. Öyle seküler bir dünyada yaşıyoruz. Hayatımız o kadar dolu ki soyut şeyleri düşünecek zaten hiç vaktimiz yok. O yüzden ölümü düşünmüyoruz, düşündüğümüz zaman da dehşete kapılıyoruz. Dolayısıyla merak aslında doğru bir tespit ama yeni bir şey değil tabii. İnsanoğlu öleceğini, bir daha geri gelmeyeceğini yeni aymadı. Bunun üstüne dinler, ritüeller, medeniyetler geliştirmiş. Ölümün davranışlarımız üstünde çok büyük bir etkisi var. Peki ne oldu da 2000’lı yıllardan sonra karanlık turizme aşırı bir ilgi oldu. Şöyle bir veri var: 2016 Aralık ayında, yılbaşı tatili olduğu dönemde Google’da 4 milyon kez karanlık turizm kelimeleri aratılmış. Daha bir sürü istatistik var. Dark turizm destinasyonu sayılabilecek müzelere, ören yerlerine, savaş alanlarına, mezarlıklara, Çernobil gibi felaketlerin yaşandığı yerlere, soykırım müzelerine yapılan ziyaretlerin normalin çok üstünde bir artış gösterdiği, her geçen sene de daha da arttığı gözlemlenmiş. Korku evlerine de son zamanlarda çok büyük bir ilgi var. 

 

Peki, insanlar neden böyle şeylere ihtiyaç duyuyor? 

Araştırmacıların çeşitli fikirleri var bu konuda. Tabii ki İnternet teknolojilerinin geldiği noktanın çok önemi var. Dünyada gerçekleşen sıra dışı her şey o kadar görünür oldu ki kolay kolay hiçbir şey bizi şaşırmıyor, hayatımızın rutini olan hiçbir şey bizi tatmin etmiyor, buna tatil ve seyahat anlayışı da dahil. Artık deniz, kum, güneş, çiçek, böcek tatilleri yerine bizi daha çok şaşırtacak, adrenalin salgılatacak, hiç hissetmediğimiz duyguları hissettirecek ve belki bastırdığımız bizim üzerimizde olumsuz etkileri olan duyguların da açığa çıkmasına ihtiyacımız olduğunu fark ettiren tatil anlayışına geçiyoruz. İnternette daha önce hiç ulaşamayacağımız görüntüler görüyoruz. Işıd gibi bir terör örgütünün videolarını görebiliyoruz. Bundan kaç yıl önce görebilir miydik, medya bile göremezdi. Bu tür şeyler insanların içindeki karanlık duyguları da harekete geçirmiş, eğlence amaçlı kurgulanmış korku evleri gibi yerlere ilgiyi arttırmış olabilir, diyorlar. Bu düşünce bana da mantıklı geliyor.  

 

Peki sen karanlık turizm adına neler yapıyorsun? 

Ben insanlık trajedilerinin yaşandığı yerleri ve yok olma tehlikesi altındaki kültürel ve doğal miraslar da insan ölümleri kadar bana acı veriyor. Ben onların da karanlık turizm destinasyonu olduğunu düşünüyorum. Bu konuda Mezopotamya bana çok ilham verdiği için onlarsız bir şey düşünülemez gibi geliyor bana. Örneğin, Halfeti, Hasankeyf gibi yerlerin yok olduğunu görmek, orada yaşanmış insanlık trajedilerinden ayrı düşünülemez. Onlar hep iç içe geçmiş tarihsel olaylar. Yakın zaman da ya da binlerce yıl önce yaşansa da bu insanlar acılar, trajediler yaşıyorlar. Onlar birbirinin devamı gibi. Bir olay döngüsü var aslında. O yüzden ben ayırt edemiyorum. Hepsini görmek, hepsini incelemek istiyorum. İlk etaptaki amacım Türkiye’nin Dark Turizm potansiyelini gösteren rehber kitap ve harita hazırlamak. Bu aynı zamanda online ulaşılabilir bir rehber kitap ve harita olacak. Yol gösterici olması için öyle şeyler çok önemlidir. Önünde bir harita varsa için çok kolaylaşır. Dolayısıyla ben oradan başlamak istedim. Türkiye’de Karanlık Turizm ile akademisyenlerin birkaç çalışması dışında başka pratikte hiçbir çalışma yok. Karanlık Turizm işlevini yerine getiren birtakım çalışmalar var mesela hafıza yürüyüşleri yapılıyor İstanbul’da. İnsanlık trajedilerin, tarihsel olayların yaşandığı mekanlara yapılan turlar oluyor. O konunun, o tarihsel olayın muhattabı olan, ailesel bağları olan insanlar bu tip yerlere zaten gidiyor. Bu turları düzenleren acenteler veya rehberler olabiliyor. Bunların hiçbiri karanlık turizm kavramı altında yapılmıyor. Peki neden, ve ne gerek var böyle bir şeye zaten insanlar yapıyorken? 13. 48 insanların acılarının yaşadığı yerlerin ziyeretlerini gerçekleştiren uygulayıcının bir takım ahlaki hassasiyetlere dikkat etmesi gerekiyor. Orada yaşayan insanlar acılarını hatırlamak istemeyebilirler bu onlalar için tramvatik etki yaratıyor olabilir. Bunlara çok dikkat etemk gerekiyor veya ben bir insanlık trajesinin üzerenden turizm yaparak para kazanıyorum bunu farkındalık yaratmak, olayı yerinde anlamak ve aktarmak istiyorsam ve iste örneyin bizmi doğuda olup biten olaylarla ilgili burada batıda siyaret etmesi çok farklı olabiliyor. Ama gidip yerinde o insanlarla sohbet ederek öğrenmek, incelemek, araştırmak çok farklı olabiliyor. Ben bu amaçlarla için gerçek yüzünü gösterebilmek gibi amaçlarla gidiyorsam oraya o zaman ahlakı bir problem olduğunu düşünmüyorum. Olayla ve o insanlarla empati kurdurmuş oluyorum ve aslında olayı doğru düzgün aktarabildiğim için hayırlı bir şey yapmış oluyorum. Ama ben gidip orada örneğin, o acının yaşandığı yerle ilgili turistik objeler satan bir adama grubumu götürüyorsam ve komisyon alıyorsam işte burada problem var.  

Halfeti’de şöyle bir şey gördük biz.  Fırat ırmağının altında kalan tarihi yerleşimler var. O kalıntıları görebilmek için tekne tırları düzenleniyor. Ben buraya tekneyle araştırma için, fotoğraf çekmek için gidebilirim sıkıntı yok. Tekene sahibi buranın yerlisi ve mağduru para kazanmasında da bir sıkıntı yok. Ama o turlar sanki Çeşme’den, Bodrum’dan eğlence amaçlı kaldırılıyor gibi yüz, yüz elli kişi dolduruluyor göbek havaları çalına çalına, çalgılar çengiler eşliğinde yapılıyor. Bu etik bir problem oluyor. Karanlık turizmin bunun gibi hassasiyetleri oluyor. Türkiye gibi bir ülkede başka hassasiyetler de var. Orada yaşanmış bir trajedi, bir ölüm başka bir grup için zafer duygusu yaratabiliyor. Toplum olarak insanlık trajedilerine hümanist yaklaşmayı beceremeyebiliyoruz. Böyle öğrendiğimiz için gelenek bu olduğu için “Oh iyi olmuş.” diyebilen gruplar var. Bu da ayrı bir sorunsal. Türkiye’de karanlık turizm uygulayıcısı olmak ayrıca zorlayıcı bir durum. Bu böyle olacak diye kaçmamak lazım ben biraz da bunun peşindeyim. 

Rehber kitap oluşturmak büyük finansal destek gerektiren işler. Ben tüm Türkiye’nin karanlık 

Turizm rehber kitabı çıkarabilecek maddi güce sahip değilim. 

Mayıs ayında Mardin’e gittim. Mardın ve Urfa’ya kapsayan plot harita ve rehber kitap çıkaracağım.  Bunu finansal destek bulabileceğim sivil toplum kuruluşlarına ya da Avrupa’da karanlık turizm enstitüleri var, bu işin uygulayıcıları var. Bunlarla irtibat halindeyim projemi onlara sunacağım. Projem eğer desteklenirse Türkiye’nin her bölgesi için belki bir ekip oluşturarak tamamlamaya çalışacağım. 

Bu etapta tabii ki belli gruplara karanlık turizm turları düzenleyeceğim. Bu kitle turizmi değil, özel ilgi turizmi. Dolayısıyla büyük guruplar halinde yapılmaz. Bu konuda ben seçici olacağım. Az önce bahsettiğim hassasiyetlerden dolayı herkes aynı hassasiyeti gösteremiyor. Avrupa’da bu konu ile ilgilen grup daha açık fikirli dolayısıyla Avrupalı karanlık turistlerle çalışmak istiyorum. Tabii ki Türkiye’den de konuyla ilgili, objektif, humanist kişilerle çalışmak isityorum. Bir uygulayıcı bir rehber olarak uygulamak istediğim şey bu olacak. 

 

Karanlık turizm turlarına ne zaman başlayacaksın? 

Bu yaz araştırmayla geçer. Hedef 2020 bahar sezonuyla beraber turlara başlamayı hedefliyorum. Öncesinde tur destinasyonları oluşturup, tur tasarımlarını hazırlayacağım. Gezginlikle turist rehberliği arasında çok fark var. Gezginken çok rahatsın istediğin yere istediğin zaman gidersin. Birini gezdireceksen turu oturup planlaman gerekiyor. Zamanlamasından, nerede yemek yeneceğine kadar o üç güne neler sığdırılacak her şeyi ince ince planlaman gerekiyor. 

 

Rehber kitapla ilgili Ege tarafında da çalışmalarım sürmekte. Özellikle Karaburun’un Çeşme, Sakız adasına bakan taraflarında terk edilmiş mübadil Rum köyleri bulunmakta. Sazak başta olmak üzere o hüznü, o olayın trajedisini bire bir üzerinde yoğun şekilde en çok hissettiren yerler Karaburun tarafındaki mübadil köyleri. Kayaköy bile artık turistik, en azından insan sirkülasyonu var. Sazak’a gittiğinizde orada sadece siz ve Sazak varsınız. Burada terkedilmiş bir dağ ve karşınızda Ege denizi dışında burada hiçbir turistik hizmet yok. Bu karanlık turizm için iyi bir şey. Bu istediğiniz etkiyi arttıran bir şey.  

İzmir güzel bir genç kız gibi görünse de aslında çok eski bir tarihi olan trajedilerle dolu bir yer. İzmir yangını, mübadele gibi birçok konu var. Bu konular üzerinde de çalışmalarımı yürütüyorum. Gittiğim her yerle ilgi tur tasarımları yapmaya başlayacağım. Örneğin Sakız Adası aynı şekilde çok büyük insanlık trajedilerinin yaşandığı bir yer. Şehir merkezi çok eğlenceli üniversite var, kafeler, eğlence mekanları çok iyi ama adanın geri kalınıma tam bir kasvet hakım. Her yerde orta çağ kaleleri,  şatoları, duvarları bulunmakta.  Karaburun’un sakız adasına bakan tarafı bulunmakta. Hatta Şeh Bedrettin’in müritlerinden biri Börklüce Mustafa’nın örgütlendiği yer Karaburun. Onun Sakız Adası’na kaçtığı nokta olduğu tahmin edilen yer Badembükü’dür. Oradan akınca Sakız Adası’nı görebiliyorsunuz. Tasarlamayı düşündüğüm programlardan biri de bu. Sakız adasında turizm acentesi olan arkadaşlarımız var, bu programı onlarla birlikte yapmayı planlıyorum. Ege’deki mübadil köyleri oradan vapurla sakız adasına geçip oradaki insan trajedileriyle birleştirmek istiyorum. Özellikle bu konun muhatabı olabilecek kişiler için veya adaları ve Ege kıyılarını merak edenler için ilgi çekici olacağını düşünüyorum. 

Ama karanlık turizmle ilgili ilk Mezopatamya’nın söyleyeceği şeyler olacaktır diye düşündüm için o destinasyonla başlayacağım. Karanlık turizm fikrini veren yer de Dara Antik Kenti’dir.