Yazılar

Benden Hikayesi: Sait Faik Abasıyanık'a Dair Bir Vefa Belgeseli

Paylaş
03-04-2019
Kardelen Uysal

 

Görselde Benden Hikayesi'nin afişi bulunmakta. Sait Faik Abasıyanık'ın Aziz Hatırasına yazıyor. Şehirdeki siluetler başrol oyuncusunun profilinin içine yerleştirilmiş.

 

Onur Barış’ın yönetmenliğini yaptığı Benden Hikayesi, usta yazar Sait Faik Abasıyanık hakkında çekilmiş bir belgesel. Abasıyanık’ı belgeselde Mert Er canlandırıyor. Belgeselde Sait Faik Abasıyanık’ın öykülerinde üzerinde durduğu olgulara, duygulara yer veriliyor. Ayrıca belgeselde usta yazarın çevresinde bulunan Ara Güler gibi isimler de yer alıyor. 

Onur Barış ile belgesel çekimleri sırasında ekipçe nasıl Sait Faik Abasıyanıklaştıklarını, onun hayatındaki "hiş hişt" sesini, belgeselde yazarın yaşamının hangi kesitlerinin üzerinde durduğunu, filmin adının hikayesini konuştuk. 5 Nisan’da vizyona girecek filmi İzmir’de hangi salonlarda izleyebileceğinizi yazının sonunda öğrenebilirsiniz. Keyifli okumalar.

 

 “Sait Faik benim edebiyata ve sinemaya yönelmemde önemli bir şahsiyet ve onu filmleştirmek en büyük arzularımdan biriydi” demişsiniz bir röportajınızda.  Nasıl bir etki bu anlatır mısınız?

Sait Faik'in metinlerini okumaya başladığımda anlattığı karakterlerin benzerlerini hep etrafımda görmüşümdür. İlk zamanlarda bu bende basit bir merak halini almıştı. Etrafı gözlemlemek, farkında olmak adına ilk adımdır belki. Ardından İstanbul Üniversitesi'nde öğrenime başlayınca Sait'in mekanlarıyla da içli dışlı olmaya başladım. Okulum Beyazıt’taydı. Aşağı doğru inerseniz Süleymaniye, oradan Mercan Yokuşu, peşinden Tahtakale devamında Sirkeci Garı vardır. Akşamları hava karardıktan sonra her gün bu güzergahı izlerdi. Sait Faik de böyle yapardı. Şehrin bu yakasını özellikle geç saatlerde dolaşırmış. Akşamları tarihi yarımada dediğimiz bu eski şehrin kalbi bomboş olur. Orada yürümek gündüzden kalma izleri gözlemlemek ayrı bir keyifli. Bu süreçte İstanbul ile bağlarım kuvvetlendikçe Sait Faik'le de kuvvetlendi. Çünkü gördüğünü içinden geldiği gibi yazan bir insan. Ben de zamanla onun baktığı gibi bakmayı öğrendim. En başta ifade ettiğim gibi etrafımdaki benzer insanların aslında hepimizin etrafında olduğunu hissettim. Bu yaşama bakışla farkındalıkla ilgili bir durum. İnsana sadece insan olduğu gözüyle bakıp gözlemlediğimiz zaman ortaklıklarımızın farkına varıyorsunuz. Son olarak da Sait Faik ideolojik olmayan bir duyarlılıkla insana bakıyor. Bu da onu daha çok sahiplenmeme sebep oldu. Filmin vefa borcu taşıyan bir niteliği de var.

 

 

Sait Faik’in yaşama bıraktığı izlerin, diğerlerinden farklı olduğunu söylemişsiniz. Nedir izlerdeki o fark?

Bir kere sanata bakışı birçok insandan farklı. Edebiyatın çok fazla hesaplı kitaplı yapılabileceğini düşünmüyor. Edebiyatçı olmak için değil içinden geldiği için yazıyor. Hem kendini iyileştirmek hem de toplumun bir arada yaşayışıyla ilgili sorunları ifade etmek gibi bir derdi var. Son öykülerinde bu durum biraz daha kızgın bir hal alıyor. Filmde de yer alan Çarşıya İnemem ve Dülger Balığının Ölümü gibi öykülerde bu yakarışı daha keskin hissedebiliyorsunuz. Mesela Sait Faik'in Alemdağ'da Var Bir Yılan öyküsünden alıntılanan bir cümle vardır: “Bir İnsanı Sevmekle Başlar Her Şey” diye büyük puntolarla sosyal medyada her yerde görürüz. Sait Faik o cümlenin devamında “Burada bir insanı sevmekle bitiyor” diyor. İşte belki de duymak istemediğimiz ve Sait Faik anlatımını biricik kılan ayrıntılardan biri. Bir sorumluluk hissediyor doğaya, topluma karşı. Onu en iyi tanıyan insanlardan biri olan Ara Güler bize bunu “Doğmanın borcu vardır, var olmak demek bir şey katmak demektir, Sait Faik onu yapıyordu” diyerek açıkladığı gibi. Yaşadığı dönemdeki lakaplarından biri de "Sorumlu Avere" olan yazarı belki de en iyi tanımlama şekli bu olabilir. Hepimizin her an etrafımızda gördüğümüz şeylerden şiirsel bir anlatımla birlikte bir yaşam perspektifi sunuyor. Yaşadığını yazabiliyor. Yazarken bir çekincesi yok. Bu izlerin tümü Sait'in farklılaştığı noktalar diyebiliriz.

 

 

 

Benden Hikayesi… Belgeselin adının hikayesini öğrenebilir miyim?

Son Kuşlar öyküsünü bilirsiniz. Kuşların Burgazada'daki Konstantin isimli bir Adalı tarafından yakalanıp öldürülmesine dertleniyor. Peşinden adadaki çimlerin sökülüp zengin insanların köşklerine ekilmesini…

1954 yılında yazılmış bu metnin dünyanın geldiği noktaya bakılırsa etkisini artırmış durumda. Sait Faik bu öykünün son cümlesi olarak Benden Hikayesi diyor. Bizi uyarıyor. Çok naif bir uyarma halı. Ve belki basit gelebilir ama "Sorumlu Avare" dediğimiz bir öykücünün kendisini ifade etmesi noktasında kusursuz bir dışavurum olarak görüyorum. Biz de Sait'in öyküleri eşliğinde bir hikaye anlatma yoluna çıktık. O yüzden "Benden Hikayesi" adını koyduk.

 

Sait Faik’in sokaktaki insanlarla da iletişim halinde olmasından bahsetmişsiniz. Toplumun ve özellikle sanatçının şu anda sokakla ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sait Faik'in en mutlu olduğu günlerden biri balıkçıya benzediği için yazarlar kulübüne alınmadığı günmüş. Bunu bize filmde Burgazada'daki bakkalı anlatıyor.

Sanatçı camiası adına toptan bir yargıda bulunabilecek bir noktada görmüyorum kendimi ama şu çok net söyleyebilirim ki Sait Faik bu konuda da çok özel bir örnek. Okuyanlar bilir. Onun bu kadar sokaktaki insanlarla hemhal olabilmesi bana çok keyifli geliyor. Yeri gelmişken Ara Abi de kendini foto muhabiri olarak tanımlardı; fotoğraf sanatçısı denildiğinde kızardı. Sait Faik ile bu noktada benzerler; o da edebiyatçi değil de hikayeci, yazıcı olarak adlandırırdı kendini. Bu duayenlerinden sanat camiasına bir eleştiri gibiydi belki de.

 

Filmin yönetmeni Onur Barış elide fotoğraf makinesiyle önüne bakarak poz vermiş. Üzerinde kot bir gömlek ve içinde beyaz, desenli bir tişört var.

Filmde Sait Faik ile ilgili özellikle nelere değindiniz? Değindiğiniz noktaları seçme nedeniniz nelerdi?

Son Kuşlar’daki "Benden Hikayesi" cümlesini merkeze aldığımız için film yitirme duygusu üzerine bir anlatı taşıyor. Sait Faik'in öykülerinde bu duygu fazlasıyla yer ediyor. Sait Faik’in yalnızlığı üzerinden doğanın yitirilmesi, insani ilişkilerin yozlaşması, “hüsnüniyet” ten uzak kalmış insanlık, şehirlerin mimari dokusunun yitirilmesi...

Ben yaşadığım şehirde bunları hissediyorum. Sait Faik de yaşadığı dönemde bunları gözlemlemiş. Onun bu noktalara temas ederkenki yalnızlığı da değindiğimiz noktalardan. Bunun dışında İstanbul ile ilişkisi, annesiyle ilişkisi, halkın içinden olması da filmde yer verdiğimiz noktalardan.

 

Sizin "Hişt Hişt" sesiniz var mı? Nelerin, hangi seslerin peşinden gidiyorsunuz?

"Hişt" sesi ortak bir şey aslında hepimiz için var. Yaşamın içinden en saf noktadan gelen bir ses bu. O saf enerjiyi doğada hissetmek daha mümkün. Sait Faik'in metinlerinde içten gelen bir sevgi bu "hişt" sesi kaynaklıdır mesela. Ortak bir varoluşun yansımalarıyız ve benim anladığım "hişt" sesi bizi bu ortaklığa çağırır.

 

Çekimler sırasında Sait Faikleştiğinizden bahsediyorsunuz ekip olarak. Nasıldır Sait Faikleşmek?

Mesela kullandığımız mekanları önce gözlemlediğimiz sonra iç dünyamda öyküleri ve mekandaki izleri bütünleştirip görsel bir anlatı kurdum. Sait Faik'in hikayelerini kaleme alırken yaptığı gibi. Doğayı da izledik, gökyüzünü de… Köpeklerle arkadaşlık ettik, kuşlar kadrajlarımızı doldurdu. İstanbul'da son dönemlerin en büyük iki fırtınası sırasında çekimdeydik. Birinde Burgazada'da diğerinde Beyoğlu’nda. Bu da filmdeki doğa tahribatı anlatımımızı destekledi. Yaşamı izlememiz, bize armağan oldu.

 

Sait Faik Abasıyanık gibi sizi etkileyen diğer edebiyatçılardan bahseder misiniz?

Gabriel Garcia Marquez, İhsan Oktay Anar, Dostoyevski, Yusuf Atılgan, Orhan Veli, Amin Maalouf anlatmaya kalksak hepsi derya deniz.

 

İleride yine edebiyatçılarla ilgili film/belgesel çekme projeleriniz var mı?

Bilmiyorum. Bu filmden alacağımız reaksiyon önemli ama önceliğim edebiyatçı filmleri değil.

 

İnsanlar hangi tarihlerde ve nerelerde izleyebilirler bu belgeseli? Özellikle İzmir’de? 5 Nisan’da vizyona girecek belgesel ayın kaçına kadar izlenebilecek?

İlk üç gün filmin salonlardaki devamlılığı için çok önemli. Bu tarz filmlerin karşılarına gelmeye devam etmesi, edebi şahsiyetlerin izinin gelecek kuşaklara taşınabilmesi için İzmirlilerden bu desteği bekliyoruz. Edebiyatçıların filmlerinin çekildiği bir Türkiye'nin hepimiz için daha keyifli bir ülke olabileceğini düşünüyorum her anlamda. İzleyicilerin tercihleri bu anlamda önemli. Bu kadar şiddet dolu iş varken etrafta biraz da izleyicinin naif taraflarına dokunan işler yapılmalı. Sadece bizim filmimiz özelinde söylemiyorum bunu, genel anlamda söylüyorum. Filmimizi; İzmir’de Mavibahçe ve Konak Pier’deki Cinemaximum’da, Ege Park Balçova’da Cinens’te, İzmir Ege Perla Cinens’te ve Karaca’da izleyebilirsiniz.