23 Jan 2020
Kardelen Uysal

Hermes Sahaf: Sahaflardaki kitapların kokusu eski güzel günlere tekabül ediyor

Uzun yıllar boyunca İstanbul'da faaliyet gösteren Hermes Sahaf, İzmir'e taşındı. İçeri girer girmez kitapların, nostaljinin, tarihin ve tarihe dair bir şeylerin sizi karşıladığı bir yer Hermes Sahaf. Sahibi Ümit Nar'la ikinci el kitapçı olmakla sahaf olmak arasındaki farkları, iyi bir sahaf olmak için gereken nitelikleri, okuma müptelalığını, bir sahafın kurduğu hayali, kitapların meta değerini aşan anlamlarını ve deliliği konuştuk. Küçükyalı'ya yolunuzu düşürüp bu sihirli yeri keşfederseniz mis kokulu kitaplarla karşılaşır, Ümit Nar'ın keyifli sohbetiyle yaşamınıza güzellik katarsınız.

 

 

 

Hem tenor hem askerdiniz. Biraz hayat hikayenizden bahseder misiniz?

Tenorluk aslında torpilli bir şeydi, onu çok saymasak da olur. 1991 senesinde astsubay olarak göreve başladım. 2007 senesinde mecburi hizmeti doldurunca istifa ettim. Askerlik yaparken bir yandan kalbim hep sivil hayattaydı. Askerlik kolay bir iş değil, insanın kendi ruhunu da rahatlatması gerekiyor, kendine dair bir şeyler yapması gerekiyor. 1994 yılında kendimi neredeyse zorla İstanbul’a tayin ettirdim.

 

İstanbul'da şiir akşamları düzenledik, Nazım Hikmet anmaları yaptık. Koroya dahil olup tenorluk yaptım. Barış ve dostluk konserleri verdik. Asıl derdim sahaflık yapmaktı. Mecburi hizmeti bitirmeyi beklerken bu tip şeyler yaptım. İstanbul’da Aslıhan Sahaflar Çarşısı’nda bir beş sene kadar işi öğrenip, çıraklık yapıp sahaflık yapmak istiyordum. Koşullar planlarımı hızlandırmama sebebiyet verdi. 2008’de işe başladım dükkanı devralarak. Sahaflık dediğiniz hikaye usta çırak ilişkisi üzerinden yürürdü eskiden. Pasajdaki şansım Halil Bingöl ve Emin Nedret İşli gibi bir sürü tecrübeli ustadan mesleği ve ticareti öğrenmem oldu. Bilgilerini sakınmadılar. Dükkanı devraldığım Ali Bağı deneyimlerini, kitap bulmaktaki kaynaklarını benimle paylaştı.

 

Festivaller işi öğrenmemiz açısından çok değerli. Aynı zamanda festivallerde esnaf birbirini tanıyor ve bir örgütünüz, hukukunuz oluşuyor. Gezi direnişinden sonra Beyoğlu’nda sıkıntılar çıkmaya başladı. Olaylar politik meselelere evrildi. Beyoğlu kültürel merkez olmaktan çıkamaya başladı. Bir dönem annemin rahatsızlığından dolayı dükkanı devredip Manisa’ya gidip gelmeye başladım. Ardından İzmir’e taşınmaya karar verdim.  

Hermes Sahaf'ın önünde Ümit Nar ellerini cebine koymuş poz veriyor. Burası elden geçirilmiş, eski bir bina.

İzmir’e geldiniz. Kentten beklentileriniz neler?

Mesleğimi daha fazla yapmak istiyorum. Birtakım maddi kaygılarla istemediğimiz çok popüler kitapları da satmak zorunda kalıyoruz. Sahaflık yapmak istiyorsak, kendimizi böyle tanımlıyorsak üretim yapmamız gerek. Eski kitapları, belgeleri toplamamız gerekiyor. Efemera denilen bir şey var; sosyal tarih okuması anlamında çok kıymetli bir şey. Bunları biriktirip ilgilileriyle buluşturmak istiyorum.

 

Modern çağda zor ama edebiyat mahfili, edebiyat merkezi gibi bir yer yapmak istiyorum. Hermes'in insanların çay, kahve içip ortaya bir konu attığı, bu konuları konuşup tartıştığı bir yer haline gelmesini istiyorum. Dost meclisi oluşsun istiyorum. Söyleşiler ve imza günleri yapmayı da istiyorum. Ayrıca bir de mezat yapmak istiyorum; kitabiyat sohbetleri de yapabilmek adına. Hermes'i hem sahaf hem de kültürel işlerin yürüdüğü bir alana dönüştürmek niyetindeyim.

Sahaflıkla ikinci el kitapçı olmak arasında nasıl bir fark var?

Bugün dönüp baktığımda dükkanı ilk açtığımda adına Hermes Sahaf koyduğuma çok pişman oldum. Sahaf yazınca sahaf olduğunu sanıyor insan. Halihazırda toplasan on sahaf vardır Türkiye’de. Bahtiyar İstekli, Emin Nedret İşli, Halil Bingöl, Lütfü Seymen ve Lütfü Bayer ilk aklıma gelen isimler. Meslekte yirmi beş seneden fazla deneyime sahip bu insanlar. Bazı sahaflar Osmanlıca bilir hatta çeviri yapabilirler. Sahaflar dünya derya bilgiye sahip insanlardır. Osmanlıcayı bilmekle başlayan, alfabeleri tanımakla devam eden gereksinimleri vardır sahaflık mesleğinin. Kendimi hala sahaf gibi hissetmiyorum ama o yolda ilerlemeye çalışıyorum, onlardan biri olmaya çalışıyorum. İkinci el kitapçıların da sahafların da dikkat etmesi gereken merdiven altı yayınevlerinin bastığı kitapları ayırt etmektir. 

Sadece para için yapılan değil başka takıntıları da olan bir müptelalık diyorsunuz işiniz için. Nedir sizi müptela yapan? Nedir o takıntılar?

Eskişehirliyim, orada kitapbank vardı. İşçi çocuğuydum, anneme yoğurtların fiyatının arttığını söyler artan paraları biriktirip kitap alırdım. Teksas Tommiks’in ardından Jules Verne, Jack London gibi yazarları okumaya başladım. Okumak kimi insanın hobi dediği bir şeydir. Oysa okumak ciddi emek ve mesai isteyen, müptela olmayı gerektiren bir eylemdir.

 

Takıntı kısmına gelirsek; ben akıl hastalıkları ile ilgili kitapları topluyorum. Akıl hastalıkları çok ilginç ve geniş bir konu. Çok basit bir örnek vermek isterim. İnilti diye bir kitap vardır. Bakırköy Akıl Hastalıkları Hastenesi’nde yatan şizofren hastasının yazdığı bir şiirde şöyle tanımlıyor hastalığı:

“Koptu gönlümün freni

Bana diyorlar şizofreni.”

 

Freud ile ilgili Ruh ve Akıl Hastalıkları ile ilgili İzzettin Şadan’ın çevirisini yaptığı bir kitap var. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstütüsü adlı kitabındaki Doktor Ramiz karakteri. Ahmet Hamdi Tanpınar ve İzzettin Şadan aynı zamanda arkadaşlar. İzzettin Şadan aynı zamanda Münir Özkul’un dayısı. Bu tip çok ilginç bağlantılar var.

 

Ucu bucağı yok delilik konusunun. Bir dönem Urfa’da yaşadım, delilik hakkında sözlü tarih çalışması yaptım. Orada deliliğe daha dini bir yerden bakılıyor, “Deliler aklımızın zekatıdır” diye bir lafları var. On yedinci yüzyılda işkencevari bir biçimde tedavi edilirmiş delilik. Bir dönem kilise para kazanmak için akıl hastaneleri kuruyor ve Paris nüfusunun yüzde birinin akıl hastanesine yatırıldığı dönemler yaşanıyor. Bir yığın hikayesi var deliliğin. Ben de bunları toplamayı seviyorum.  

Ezelden beri kitap okuyan bir insandınız. Bu işe girdikten sonra okuma yaşamınız nasıl şekillendi?

Okurluktan okur satarlığa geçtiğim zaman çok büyük bir dünya ile karşılaştım. İçeri giren okur sizin her kitabı tanıdığınızı düşünüyor. Bu konuda zayıf olduğumu fark ettim. Mark Twain’e saygısızlık etmek istemem ama Amerikan edebiyatından uzak duruyordum. Paul Auster gibi yazarları çok sevmeye başladım. Don Kişot’u orijinal dilde okuyabilmek için İspanyolca öğrenmeye başladım.

Mesela kişisel gelişim kitaplarını sevmem ama onu bile okumaya başladım. Ancak o kitapları okursanız okuyucuları yavaş yavaş farklı kitaplara da yönlendirebiliyorsunuz.  Güncel siyaset kitapları okumaya başladım, Osmanlıca öğrendim. İnsanlar o kadar çaresizler ki yaşadığımız dönemde bir şeylere yaslanmak istiyorlar. Kişisel gelişim de new age dine dönüştü aslında. Bir saat içinde insanlara iyi gecelebilecek bir kişisel gelişim kitabı yazabilirsiniz. Anak bunlar altı boş şeyler; ayağınızı koyuyorsunuz ve sonra bir uçurumdan aşağı yuvarlanıyorsunuz. Ancak bunarı okursanız insanları Freud’a, Jung’a yönlendirebiliyorsunuz. Siz kitap öneriyorsunuz, o kişiler bir sene sonra size kitap önerebiliyorlar. Bu karşılıklı bir öğrenme süreci.

Ümit Nar kitapların yanında gülümseyerek poz veriyor.

Kitapların meta değerini aşan gerçek anlamları vardır diyorsunuz. Nedir o değerler?

Kültür endüstrisi dediğimiz bir kavram var. Kitapların daha fazla üretilmesiyle bir meta değeri oluştu. John Berger’in incecik bir kitabını okuyordum Bozcaada’da. Kaldığım yere ayraç koyup plaja gittim. Kuma yatıp kitabı açtığımda kitabın yeni bölümünde “Sırtımı kumlara verdim, yüzümü güneşe döndüm” yazıyordu. Bu meta değeriyle açıklanamaz.

Bizlere iyi ve kötü hissttiren kitaplar var. İnsanların yaslanacak bir şey aradıklarını söylemiştim; nostalji duygusu bu yüzden de çok kıymetli. Sahaflardaki eski kitapların kokusu ya da yaşanmışlığı eski güzel günlere tekabül ediyor. Kitaplar o güzel günleri anımsatıyor. Jules Verne dediğimizde en basitinden çocukluğuma dönüyorum.

“Hepimizin hayalinde Müteferrika ya da Kahire Bulak Matbaası’ndan çıkma kitap bulmak vardır” diyorsunuz. Kıymetini anlatır mısınız bunun?

İbrahim Müteferrika, Osmanlı'da kitap basan ilk müslüman matbaacıdır. Mühtedidir, kendi matbaasında Van Kulu Lügati başta epey kitap basmıştır. Bu kitaplar çok kıymetlidir. Incunabula da bu dönemden yani 1729'dan yüzyıl başına kadar basılan kitapları anlatan bir tanımdır (ki bu Avrupa'da da böyledir), her sahafın hayali bu kitaplardan bulabilmektir. Bir de Osmanlı döneminde önemli bir kültürel merkez olan Kahire Bulak Matbaası'nda basılan kitaplar değerlidir. Bu iki grup kitap hem madden hem manen yüksek değer taşır.

Mikro direniş alanları yaratıyorsunuz sahaflar olarak. Bu sistemin içinde mikro direniş alanları nasıl kuruluyor, nasıl bir etki yaratıyor?

Mikro direniş aslında Michael Hardt ve Antonio Negri adlı komünist düşünürlerin İmparatorluk kitabında kullandıkları bir kavram. Kitapta İmparatorluk olarak çok uluslu şirketlerle ulus üstü özneler diye tabir edilen, sistemin dayattığı yapılardan bahsediyor. Devletlerden bağımsız böyle bir yapı oluşmuş durumda, bu hepimizi baskılıyor. Bizim de inandığımız bir dünya ve sahip olduğumuz değerler var. Kendimize küçük küçük kale duvarı gibi yerler buluyoruz. Benzediğimiz insanlarla arzu ettiğimiz şeyleri yaparız. Mikro direnişten kastım bu. Bunu ben kitapçılık alanında yapabilirim, bir başkası akademisyendir kendi alanında yapabilir. Böylelikle küçük alanlar birleştirilerek makro düzeyde güzel bir dünyaya yol açabiliriz.

Hermes Sahaf'ın içinden bir görüntü. Plaklar, kasetler, pikap ve kitaplar var. Bir levhada eski kitaplarınız, plaklarınız alınır yazıyor.

Hermes kimlere göre bir yer? Kimler gelsin?

İyi edebiyat sevenler, sosyal bilimlere merak duyanlar, kendini iyi okur diye tanımlayan insanların gelmesini isterim. İyi okuyan ve düşünen insanların gelmesini diliyorum.

Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

25 Ocak Cumartesi saat 15.00’te günü açılışımız olacak. Efdal Sevinçli’den Asuman Susam’a Semih Çelenk’ten Ömer Durmaz’a kadar pek çok değerli kişi ve okuyan insan katılacak. O gün veya sonraki günlerde kapım her zaman açık. İşimi çok severek, bayılarak yapıyorum. Bunu doğrulamak için de iyi okurların, iyi insanların gelmesine ihtiyacım var. Güzel kahvem var, onun için bile gelebilirler.

 

Söyleşinin sonunda Ümit Nar’ın dostu, 2012’de edebiyata geçiş yapan Feridun Andaç, Küçük İskender gibi isimlerle çalışan yazar Ali Ulaş Akalın yan okumaları Nar sayesinde yaptığını, sadece okuyucuların değil yazmak isteyenlerin de buraya gelmesi gerektiğini belirtti.

Hermes Sahaf'ın web sitesini ziyaret edebilir; Facebook, Twitter ve Instagram üzerinden takip edebilirsiniz.

 

Not: Fotoğraflar görme engelli okuyucularımız için betimlenmiştir. Görsellerin altında bulunan yazılar bu amaca hizmet etmektedir.