Yazılar

Kemal Can Küçük: "Daha vicdanlı bireyler olabilmemiz için hayvanlarla yaşamamız gerek"

Paylaş
03-02-2019
Kardelen Uysal

 

Karşıyaka Veteriner Kliniği, 7/24 hizmet veren bir klinik. Yıllardır arayıp bulamadığım veterinerleri, teknisyenleri bulabildiğim bir yer aynı zamanda. Kemal Can Küçük ve ekip arkadaşları burada can dostlarınızın dertleriyle büyük bir özenle ilgileniyorlar ve sorularınızı da daima sabırla cevaplıyorlar. Kemal Can Küçük’le hayvan haklarının durumunu, üretildiği için acı çeken hayvan türlerini, hayvan hakları politikalarını konuştuk. Hepimizin derdi aynı: Tüm hayvanlar mutlu olsun, insan elinde oyuncak gibi acı çekip durmasın.


Genel cerrahi, dahiliye, mikro cerrahi, CR Röntgen, spinal cord cerrahisi, ortopedik cerrahi, elektro kemoterapi, kan transfizyonu, endoskopi, diş ünitesi, ultrason, göz cerrahisi, ekokardiyografi, periton diyalizi, yoğun bakım gibi hizmetler alabileceğiniz bu ortamda sizi sıcacık bir aile ortamı bekliyor.
Lütfen satın almayın sahiplenin! Bir kap su, bir kap yemekle bile olsa onlara destek olun. Karşıyaka Veteriner Kliniği’ni web sitesinden, Instagram’dan, Facebook’tan takip edebilir, daha ayrıntılı bilgi alabilirsiniz.




Sokak hayvanları için bir kap su bir kap yemek koymak dışında ne yapabiliriz?
Devletin öncülüğünde onlara fon ayırabiliriz. Her bölgede bireysel hayvan koruma dernekleri bunu gerçekleştirmeye çalışıyor ancak o kadar çok sokak hayvanı var ki yetişmek mümkün olmuyor. Devletin öncülüğünde bir fon ayrılarak hayvanseverler bütçeleri yettiğince her ay bağışta bulunabilirler. Bu fon da hayvanların her türlü ihtiyaçlarını karşılamak için kullanılabilir.
Bu nasıl olabilir? Bağlı bulundukları valiliklerin kontrolü altında açılan fonlar yine sokakta araba çarpmış ya da hastalanmış hayvanların tedavisi, barınması adına değerlendirilebilir.

 

Üretildiği için acı çeken hayvanlar var. Bu cinsler tam olarak hangileri ve nasıl sağlık sorunlarıyla uğraşıyorlar?
Kedi cinsi olarak bunların başında Scottish Fold geliyor. Bu cinslerin genleriyle gelen birtakım hastalıkları bulunuyor, eklem sorunları yaşıyorlar. Bunların üretilmesi uygun bir durum değil. Aslında hiçbir hayvanın üretilmesi uygun değil. İran kedilerinin polikistik böbrek hastalıklarına çok ciddi bir biçimde yatkınlıkları var. Polikistik böbrek hastalığına yakalanan hayvanlar ömürlerinin geri kalanını çok acı çekerek geçiriyor ve maalesef bu hastalığın tam bir tedavisi de mümkün olmuyor.
Köpek ırkları arasında da Bulldog cinsi var. Bu cinsin ortalama ömrü 6.5 yıl kadar, çok kısa bir ömre sahipler. Artık günümüzde sağlıklı denebilecek bir Bulldog ırkı yok neredeyse. Bu ırkın çiftleşmesi ve doğurması bile bir destek vemedikal tedavi ile gerçekleştirilmekte. Pug ırkı köpeklerin saf kanlık belirtisi olarak istenen kuyruklarının dönmüş olması bile aslında bir genetik bozukluk. Hatta o kuyruk kıvrımları ileride onların felç olmalarına bile neden olabiliyor. Solunumla ilgi birtakım problemleri çok sık yaşıyorlar. Sıcak havaya inanılmaz derecede dayanıksızlar, kalp yetmezliklerine de öyle… Dachshund ırkı köpekler, spinal cord vertebrae anlamında en büyük problemi yaşayan hayvanlar. Bull Terrier ırkı köpeklerin üretilmesi zaten yasak ama üretildikleri takdirde kompülsif bozukluk olarak ortaya kuyruğunu yakalama gibi bir hastalık çıkıyor. Ayrıca çene yapıları yüzünden çok sayıda diş çıkarıyorlar.

Bunun dışında başka sömürülerle de karşılaşıyoruz. Örneğin Husky cinsi bir köpeği Türkiye gibi bir yerde yaşatmaya çalışmak acımasızca değil mi?
Tabii öyle. Bizim yapabileceğimiz doğru coğrafyada doğru köpek ırkıyla birlikte yaşamak. İnsanlar istekleri doğrultusunda değil de yaşam koşulları doğrultusunda hayvan beslemeliler. Apartman dairesinde bakılabilecek bir köpekle, bahçeli bir evde bakılabilecek hayvan farklı. Bunun dışında iklim şartları önemli, coğrafi koşulları göz önünde bulundurmaları gerekiyor. Bugün bir Husky’i, Kangal’ı ya da Alabay’ı (Alabai) alıp da İzmir’de, Foça’da, Çeşme’de, Bodrum’da bakmamak gerekiyor. Bu ırkların şartlarını iyileştirmeye çalışıyorlar ama ne olursa olsun bu köpekler bu coğrafyaya ait ırklar değil.

 

Bazen hayvanları beslerken "onun yerine git çocuklara yardım et" diye azarlayanlarla çok sık karşılaşıyoruz. Bu kişilere nasıl bir cevap verebiliriz?
Benim kişisel görüşüm o insanlarla muhatap olmamak, cevap vermemek. Öncelikle kimse kimsenin kime ne yardımda bulunduğunu ne yaptığını bilemez. Sokak hayvanlarına yardım eden insanların birçoğu zaten halihazırda ihtiyacı olan insanlara da yardım ediyor. O yüzden bunun karşı taraftaki kişinin cehaletinden kaynaklanan bir saldırı şekli olduğunu düşünüyorum. Ben kesinlikle cevap verilmemesi taraftarıyım.

 

 

Sokakta bir hayvana işkence edildiğini gördüğümüzde o insanları kime şikayet etmeliyiz? Ne yapmalıyız?
Öncelikle ilk yapılması gereken şey polisin aranması. Polisin bu konudaki yetkisi nedir tam olarak bilmiyorum ama en azından millet olarak polisi gördüğünde bir çekinme durumu oluşuyor. Bu sırada gelen polis de biraz hayvanseverse zaten olayın boyutu işkence gören hayvanın lehine dönüyor.
Bunun dışında artık sosyal medya bu konuda çok önemli bir yerde. Sosyal medya üzerinden yayınlanan bu tarz görüntüler en azından devletin yetkili kurumlarını harekete geçiriyor, bu şahısların üzerine gitmesini sağlıyor.
Bir de Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın bir şikayet platformu bulunuyor, hayvanhaklari@ormansu.gov.tr adresinden şikayet etmek mümkün. Ancak her şeyden önce var olan cezaların caydırıcı olması gerekiyor ki bu tarz işkenceleri maruz kalmasın sokaktaki çocuklar.

 

Devletin hayvan hakları ile ilgili politikalarında nasıl iyileştirmeler yapması gerekiyor?
Öncelikle hayvanlara uygulanan hangi şiddet türü olursa olsun bunların mutlaka Kabahatler Kanunundan çıkarıp Ceza Kanununa sokmaları gerekiyor. Verilecek olan cezaların da en az iki yıldan başlaması gerekiyor çünkü iki yıldan daha az cezalar para cezasına dönüştürülebiliyor. Hatta Ağır Ceza Mahkemeleri’nde yargılanması gerekiyor bu insanların. Yapılan bilimsel bir çalışma var. Seri katillerin, sürekli suç işleyen insanların her zaman için mutlaka bu suçlara hayvanlar üzerinde başladıkları tespit edildi. Bu tarz insanlar ister inek ister keçi ister kedi, köpek, tavşan olsun fark etmez mutlaka hayvanlara zarar vermiştir ve insanlara da verecektir. Bu şu demek değil: İnsanlara zarar vereceği için engellensin demek değil sadece. Hayvanlar zaten masum olan canlılar, bir çocuk gibi… Kimseye bir suçu, kabahati, şiddeti yok. Tek beklentisi yemek yemek, su içmek, yazın serin bir yerde, kışın sıcak bir yerde uyumak. Bizim ülkemiz hayvanlara şiddet konusunda maalesef lider.

Kesinlikle kedi, köpek üretiminin yasaklanması gerekiyor. Kedi, köpek ve diğer hayvanların ticari amaçla üretim ve satım işlemlerinin yasaklanması lazım. İnsanlar bir hayvanın bakımını üstlenecekse sokaklardan ya da barınaklardan almalı. Böylelikle sokak hayvanlarının sayısı da azalmaya başlayacaktır.

Bir diğer konu; sahiplenilen hayvanların kayıtlarının düzgün tutulması, sağlık kontrollerinin kontrolü, şartların uygun olup olmadığının kurulması gerekiyor. Bunun için bir birim kurulmalı. Uygun şartlarda bakılmayan hayvanların alınıp rehabilitasyon merkezlerine yerleştirilmeleri gerek ve bu insanlara bir daha evcil hayvan bakmaması ile ilgili de gerekiyorsa bir fişleme yapılmalı. Hatta benim kişisel görüşüm bu insanlar çocuk da yapmamalı.

Her ilde ve her ilçenin bağlı bulundukları belediyelerin Veteriner İşleri Müdürlükleri var. Veteriner İşleri Müdürlükleri’nin sokak hayvanları için kurmuş oldukları klinikler, merkezler bulunuyor. Bu merkezler ne mesleki anlamda yeterli veteriner hekimlere ne de medikal anlamda yeterli donanıma sahip değiller. Mevcut olan merkezde sadece kısırlaştırma, kuduz aşısı, iç parazit, basit cerrahi müdahale gibi işlemler yapılabiliyor. Olanakları yeterli değil. Burada çalışan meslektaşlarımızın belediyelerin bütçelerinden yurt içi ve yurt dışındaki eğitimlere gönderilmeleri gerekiyor. Gerekli donanıma sahip ameliyathanelerin yapılması gerekiyor. Gerekli tanı için donanımlara sahip olmaları gerekiyor.

Biz özel klinikler olarak elimizden gelen yardımı yapıyoruz ama hepsine yetişemiyoruz. Belediyeye gidenler kan sayımı, röntgen gibi işlemleri dahi gerçekleştiremediklerinden şikayetçi. BU birimlerin her anlamda gerekli donanıma sahip olup 7/24 açık olması gerekiyor ve branşında uzman gerekli veteriner hekimin nöbetçi olarak orada bulunması gerekiyor. Vicdan sahibi olan, ihtiyaç sahibi hayvanları oraya götüren kişilere destek olmaları gerekiyor.

 

 

Toplum olarak hayvan haklarını daha iyi bir seviyeye taşımak için ne yapabiliriz?
Pek çok konuda olduğu gibi burada da temel sorumluluk aileye düşüyor. Hayvan sevgisinin ailede aşılanması gerekiyor. Akabinde anaokulundan, kreşlerden başlayarak okullarda da hayvan sevgisinin çocuklara aşılanması gerekiyor. Çocuklara hayvanların bize zarar vermeyeceğini, onların yaşam alanlarını biz insanların işgal ettiğini, onlarsız bir dünyanın düşünülemeyeceğini aktarmalıyız. Hayatlarımızı daha iyi, daha vicdanlı bireyler, daha sorumluluk sahibi bireyler, daha duygusal insanlar olabilmemiz için zaten hayvanlarla birlikte yaşamamız lazım. Kaba tabirle, hayvanları ikinci sınıf vatandaş gibi görmektense onlarla eşit seviyede yaşamanın hayatın esas temeli, kuralı olduğunu anlamak gerekiyor.

Bunun için de dediğim gibi eğitim ailede başlıyor ama bizimkisi gibi toplumlarda çok yanlış inançlar var. “Hamile bir kadının evinde kedi köpek olmamalı, kedi köpek giren eve melek girmez” gibi saçma sapan inanışlar bulunuyor. Sosyoekonomik olarak yüksek seviyedeki toplumlarda hamile kalan bir kadın çocuğunun bağışıklık sisteminin güçlenmesi, daha sosyal ve vicdanlı bir birey olabilmesi adına evine kedi köpek alabiliyor. Çocuğunun onlarla beraber büyümesini istiyor. Bizde de tam tersi.

 

Burada çok önemli vakaların çözüldüğünü biliyorum. En zor vakalardan örnekler verir misin?
Kliniğimiz, medikal olarak bölgemizdeki en donanımlı noktalardan biri. Cerrahi ağırlıklı bir klinik. Periton diyalizini başarıyla uygulamaktayız. Beyin ve omurilik cerrahisi konusunda başarılı vakalarımız var. Gerekli medikal ve hekimlik donanımıyla İzmir’de her türlü beyin ve omurilik cerrahisiyle ilgili müdahaleyi başarılı bir şekilde gerçekleştiriyoruz. Bunlar omurga kırıklıkları, spinal cord üzerindeki veya içerisindeki tümörler olabiliyor. Beyin içerisinde sıvı toplanmasında uygulamalar olabiliyor. Beyin omurilik cerrahisi ekstrem bir cerrahi olduğu için bununla ilgili aldığımız eğitimlerin ardından tüm uygulamaları gerekli ekipmanlarla gerçekleştirebiliyoruz.
Bunların dışında şu an Türkiye’de bir tek bizim yaptığımız bir uygulama var: Elektro-Kemoterapi. Bu uygulama için özel üretilmiş bir cihaza sahibiz. Bu uygulama Gazi Hastanesi’nde insanlara da uygulanmakta. Avrupa ve Amerika’da ise hem insan hem hayvan hekimliğinde uygulanmakta. Bu uygulama ile ağız içinde dişetindeki, bağ dokudaki, deri üzerindeki, ulaşılabilir olan bölgelerdeki tümörlerin bir veya iki seans ile tamamen ortadan kaldırılmasına ilişkin bir metot. Web sitemizde vakalara dair öncesi ve sonrasına dair video ve fotoğrafları paylaşıyoruz. Uyguladığımız vakalarda çok ciddi olumlu sonuçlar aldık.

 

Göz merkezi ile ilgili bilgi verir misin?

Kendi bünyemizde kurduğumuz bir İzmir Veteriner Göz Merkezi adı altında bir oluşumuz var. Uygulamaların tamamını ben gerçekleştiriyorum. Göz hastalıklarında en önemli nokta tanıyı koyabilmektir. Doğru tanıyı koyarsanız tedaviyi de doğru yaparsınız. Tanıyı doğru koyup doğru tedaviyi uygulamak çok önemlidir. Bu konu ile ilgili yurt dışında eğitimler aldım, almaya da devam ediyorum. Burada göz cerrahisi ile ilgili, göz hastalıklarının tanısı ve tedavisi ile ilgili tüm tedavileri yapıyoruz. Katarakt cerrahisi, kornea cerrahisi, iris cerrahisi, vitrektomi, göz kapaklarına ait anomaliler gibi işlemler gerçekleştiriyoruz. Benim de üniversitede cerrahi ana bölüm dalındaki hem sunum hem tez konum göz hastalıklarıyla ilgili, kornea nakilleriyle ilgili kısımlardı. Bu konuda Ege Bölgesi’nde ilk noktalardan biriyiz diyebilirim.

 

“İyi ki veteriner oldum” dediğin bir an?
Her an, her saat… (Gülüşmeler)