Yazılar

Ömer Mirdemir: "Sözlü Olarak Bir Şeyleri Aktaramadığımızda Resim Yapıyoruz"

Paylaş
10-12-2018
Kardelen Uysal

Fotoğrafta sanatçının eserinin fotoğrafı mevcut. Eserde ikiye bölünmüş bir daire var. Dairenin içinde sarı, turuncu, kırmızı, renkli noktalar beyaz font üzerinde yer alıyor. Tuvalin üstünden ve altından yeşil, kırmızı, yeşil şeritler geçmekte.

 

Ömer Mirdemir ve eserleriyle İzmir’de Decozone Sanat Galerisi’nde "Cliche" adlı sergide tanıştım. Tatlı bir doğa olayına şahit olmuş gibi eserlerinin yanına gittim. Ömer acayip disiplinli ve titiz bir sanatçı. Sanatın şimdisini, bugününü, dününü araştıran, ardından kendine özgü eserler ortaya koyan biri. Size onun rengarenk eserleriyle ve bu keyifli sohbetle başbaşa bırakıyorum. Kendisini Instagram hesabından takip edebilirsiniz.

 

Fotoğrafta sanatçı Ömer Mirdemir objektije bakarak gülümsüyor. Sandalyede oturuyor.

 

Tüm bu sürecin başlangıcını merak ediyorum. Bu tekniği nasıl bulduğunu anlatır mısın? 

Ciddi anlamda sanatın değerini bilen toplumsal seviyeye ulaşamadığımız için sanatın ne olduğu sorusunun yanıtından uzağız. Küçüklüğümden beri resim yapıyordum ancak bir süre uzaklaştım. Sonra resmin bir maddi dayanağının olması gerektiğini fark ettim. Para kazanmaya başlayınca da okulunu okumaya karar verdim. O süreçte ilk yaptığım yağlı boya resimlerden bir tanesinde bir resme ciddi olarak vakit ayırdığında, o resmin hiperrealist bir biçimde yapılabildiğini gördüm. Bunun yetenek değil de bir zaman ayırma işi olduğunu gördüm. Bu sadece çalışma ile ilgili bir şey. Ardından resim ya da sanat yapmanın bu olmadığını farkına vardım.

Böylece farklı araçları kullanma noktasına geldim. O, 4-5 senelik süreçte çalışmalarımda %30-40’lık bir oradan değişimler olmaya başladı taa ki kendimi buluncaya kadar. Bu süreçten sonra artık sadece görsellik -figuratif ve doğa- de tatmin etmemeye başladı. Artık tek bir rengin bile daha çok şey anlatabildiği daha derinlikli ve daha gizemli olabileceği konusu ortaya çıktı. Artık sanat tanımlanması çok zor bir seviyeye geldi. Bu yöne doğru gidince de farklı malzeme arayışına girdim. Tüm bu süreç sonunda kendimi eserlerimle gercekleştirdiğimi ve kendimi ifade etmenin iyi bir yolunu bulduğumu düşünüyorum.

 

 

Sanatçının eserinin fotoğrafı. Mavi bir fon üzerinde sarı, mor, pembe, turuncu renklerle rüzgar gülü motifi yapılmış.

 

Eserlerinde renk skalalarındaki geçişlerin doğum ve ölümü sembolize ettiğini belirtmişsin. Oldukça neşeli renkler gördüm. Doğum ve ölüm hakkındaki düşüncelerini merak ediyorum. Bu kavramların çağrıştırdıkları senin için rengarenk bir şey mi?

Doğum ve ölüm aslında yaratıcı bir süreçtir. Doğum ve ölümü birbiriyle bütünleşmiş bir süreç olarak görüyorum. Renk skalalarındaki geçişler, kendini geliştirmiş, yetiştirmiş bireyin sürekli çalışması gerekliliğine vurgu yapıyor. Çalışmazsan yerini yenisi alır. Toplumda pragmastist bir zorlama durumu var.

Burada biraz Sigmund Freud’un mutluluğun nedenini sevmeye ve çalışmaya bağlayışı da var. İnsanları, doğayı, nesneleri sevebiliyoruz; geriye sadece çalışmak kalıyor. Dünya çalışma üzerine kurulu. Bu biraz da faydacılığa olumlamadır. Renk skalalarındaki geçişler kısmen neşeli; orada olumlama var. İnsan severek, isteyerek, içtenlikle çalışmalı.

 

Sanatçının eserinin fotoğrafı. Turuncu bir fon üzerine yeşil bir çember çizilmiş. Çemberin içindeki noktalar merkeze doğru üç kademeli olarak küçülmüş. Büyükten küçüğe renkleri ise, pembe, mor, mavi. Çemberin sol tarafında dışında kalan bölüm mor ve turuncu çizgilerden oluşmakta. Sağ tarafında belli belirsiz kareler görülmekte.

 

Yapım sürecini anlatır mısın teknik olarak? Tekniğini nasıl tanımlarsın?

Şu an sanat akımlarının çoğu tüketilmiş durumda. Genel olarak biraz post-minimalizme yakın. Geometrik formlar da var resimlerimin içinde. Bir sürü alanı kendi içinde barındırıyor ama hiçbir alana girmiyor; kendi içinde özgün. Akımların sanat tarihi içinde yok olduğunu düşünüyorum. Örneğin eser minimalizme dahil olan bir eserse siz önceden yapılmış bir sanat akımına hizmet etmiş oluyorsunuz. Bu da yeni bir üretim olmuyor aslında. Sanatı ve bilimi birbirine benzetiyorum, o yüzden ikisine de yeni bir şeyler katması gerektiğine inanıyorum: Yeni bir faydacılık, yeni bir üretim, farklı bir bakış açısı gibi…

 

Sanatçının eserinin fotoğrafı. Beyaz bir fon üzerinde beyaz, sarı, turuncu kareleri ve karelerin üzerlerinde beyaz yuvarlak kabartıları görüyoruz. Renkler geçişli, şekilde bir dalganlanma hissediliyor.

 

Biraz kullandığın malzemelerden ve hazırlık sürecinden bahseder misin?

Eserin dayanıklı olması benim açımdan çok önemli. Malzeme olarak uzun ömürlü, küf tutmayan, çürümeyen, kurtlanmayan malzemeler kullanıyorum. Aslında bir sanat eseri olarak kullanılabilecek en iyi malzemeler de onlar. Hazır malzeme kullanmak biraz da kavramsal sanata vurgu. Ama hazır nesneyi ham olarak kullanmıyorum. O malzemeye müdahalede bulunuyorum. Biz resmi düz yüzeyler üzerine yapmaya alıştık. Değişik formlarla, değişik bir malzeme üzerine resim yapmak hiç de aykırı bir şey değil. Tuvalin kompozisyonunu bozmayacak şekilde, resme kendimle özdeşleşen formlar ekliyorum. Doğum ve ölüme vurgu yapabiliyorum, doğum ve ölüm aslında sonsuzluktur. Doğada her şey birbirinin yerini alıyor, onu işaret eden formlar ekliyorum.

 

 

  Görselde sanatçının eserinin fotoğrafı mevcut. Beyaz bir zemin üzerinde turuncu, pembe, mavi, yeşil, kırmızı renklerde aynı aralıklarla konumlanmış küçük pek çok noktacık bulunuyor.

 

“Sanat bir sözlük gibidir, nasıl kullandığınla ilgili sonuç alırsın.” demişsin. Sen nasıl kullanıyorsun sanatı? Nasıl sonuç alıyorsun sanattan?

Sanatı tanımlamak veya “Sanatı anladım.” demek gerçekten çok büyük bir söz. Aslında bu kendi içinde kendinle ilgili ilerleyen bir süreç. Sözlü olarak bir şeyleri aktaramadığımızda resim yapıyoruz. En azından kendimi böyle görüyorum. Benim dışa vurma yöntemim resim.  Şu an yaptığımız röportajda bile kendimi tam olarak ifade etmem mümkün değil. Sözlü olarak kendimizi iyi ifade edemediğimiz için eser üretiyoruz.

 

 

Fotoğrafta sanatçının tablosunun görseli mevcut. Sarı zemin üzerinde turuncu noktacıklar var. Sarı zeminin arkasında çivi gibi bir malzeme kullanılarak kırmızı noktaların arasında kabarcıklar meydana getirilmiş.

 

Sanatın aynı zamanda bir tecrübe işi olduğunu söylüyorsun. Sen tecrübelerinden nasıl faydalanıyorsun?

Yine çalışmaya vurgu yapmak istiyorum. Tecrübeyi hayatta ediniyoruz, birilerinin yanında bir şeyler öğreniyoruz ya da okuyarak kendimizi geliştiriyoruz. Tecrübenin temel noktası kendi çalışmalarımızdır. Üretim sürecimizi hızlandırmazsak, ürettiklerimizi geliştirmezsek, daha çok üretmezsek tecrübe edinemeyiz. Bu süreç zaten kişinin çalışmalarını şekillendiriyor.

 

 

 

Fotoğrafta sanatçının eserinin görseli bulunmakta. Sarı bir zeminin üzerinde turuncu, turuncu zeminin üzerinde sarı ve pembe tonlarında materyaller var noktaya benzeyen.

 

O tecrübeler sanatına yansıdıktan sonra o anılara farklı gözle baktın mı hiç?

Resim yapmak ile resim sanatı kavramını farklı tutuyorum. Sanat çok daha derinlikli. Resim yapmak toplumsal gözle bakıldığında daha görsel bir şey. Profesyonel anlamda sanat gözüyle bakıldığında daha çok derinlere iniliyor. En basitinden rengin tanımı, tanımsızlığı bile bir anlam ifade ediyor. Tecrübelerim genellikle çalışma içerisinde ortaya çıkıyor.

Resimde rastlantısallığa biraz karşıyım. Rastlantı yoluyla kaç tane resim ortaya koyabilirsiniz? Bir ön çalışmayı bitirmeden çalışmaya başlayamazsın. O çakışma bittikten sona süreç içinde uygulama kalıyor. Yani çalışma aslında öncesinde yapılan eylemlerle bitmiş oluyor. Rastlantısallık bana göre bir sanatçının güdüsünde olmaması gereken bir şey.