21 Nov 2019
Kardelen Uysal

Özkan Emre: Gölgeleri kendilerinden büyük insanları sevmiyorum

Özkan Emre, Ege Üniversitesi Radyo, TV ve Sinema Bölümü'nden mezun bağımsız bir belgesel yönetmeni. Şimdilerde ise aynı dalda master yapıyor. Kendisi sistemin dışına çıkmış, döngüyü kendince kırmış insanların hayatlarını belgeliyor. Çobanın Şiiri adlı belgeselinde üniversiteyi bitirip köye dönerek çobanlık yapan Kader'in hikayesini izliyoruz onun gözünden. Örümcek Adam 1 Lira adlı belgeselde de katıldığı bilgi yarışmasında fenomene dönüşen, felsefe mezunu olan ve işportacılık yapan Gökhan Ertuğan'ın hikayesine tanık oluyoruz. 

 

Özkan Emre ile onu bu insanları çekmeye iten nedenleri, çekmeyi hayal ettiği belgeselleri, en sevdiği filmleri, dertlerini, meselelerini konuştuk. Keyifli okumalar.

Bazen güçlü hikayeler yanı başımızda oluyor ama fark etmiyoruz. Sen bu hikayeleri nasıl fark ediyorsun?

Kendime ne izlemek istediğimi, neleri izleyeceğimi soruyorum öncelikle. Bir şekilde insanların hepsi birbirine benziyor; sabah işe git, eve gel, kredi çek, araba al vs. Bu çarkın dışına çıkmış insanları seviyorum ve hayatlarını merak ediyorum.

Köyde çobanlık yaparken kitaplar okur, filmler izlermişsin. Sanata hep ilgin varmış. Orada okuduğun ilk kitapları hatırlıyor musun?

Ortaokuldayken bizim iki-üç tane ineğimiz vardı. Yazları ya tütüne gidecektim ya da inek güdecektim, iki tane seçenek vardı. Tütün işinden nefret ettiğim için sabahın köründe inekleri çıkarıyordum. Dağın başına gidiyorsun ve tüm gün orada canın sıkılıyor. O ara okuldan kitap aldım. Sait Faik, Ömer Seyfettin okudum. Gorki’nin Çocukluğum kitabını okudum. İnek güderken can sıkıntısından kitap okumaya başladım ve farkındalık oluşmaya başladı. O zamanlar bir gün yazar olurum diye düşünüyordum. Güzel zamanlardı. İyi ki de o vakitler vardı, sosyal medya yoktu.  

Özkan Emre sırtında çantayla poz vermiş. Arkasında ağaç var.

Neden belgesel? Neden bunları belgelemek istedin? Seni bunları çekmeye iten neden nedir?

Kısa filmi de çok seviyorum ancak onun belli bir maliyeti var ve tek başıma yapabileceğim bir şey değil. Belgeseli tek başına çekebilirsin. Belgeselde karakterle daha iyi bir iletişimin oluyor. Yüz yüze iletişim kuruyorsun, çektiğin kişiyi ve konuyu tanıyorsun. Bir insanı görüyorsun, seviyorsun, hayatını merak edip çekiyorsun.

Yeri geliyor iki üniversite okuyup köye dönüp çobanlık yapan Kader’in hikayesini, yeri geliyor 1 TL’ye örümcek adam satan Gökhan Abi’nin hikayesini anlatıyorsun. Nedir bu insanlarda seni çeken?

Gökhan Ağabey’i merak ediyordum. Sokakta yanından geçen herkesin merak ettiği, üzerine düşündüğü bir insandı. Bir de Gökhan Ağabey yaptığı işle duruşuyla ben buradayım diyordu. Her gün sevmediği işlere giden, sevmediği işlerden dönen insanlara benzemiyordu. Kader benim köyden arkadaşım, çok sevdiğim bir dostum. Yıllarca şehirde yaşadıktan sonra köye dönüp tek başına çobanlık yapmak çok zor güç ama aynı zamanda insanlara ilham veren bir hikayeydi. Bu süreci belgelemek istedim, tabii Kader sadece doğaya dönmek için çobanlık yapmıyor. Onu o noktaya getiren bir sistem, sistemin çarpıklığı var.

Örümcek Adam 1 Lira filminin afişi var görselde. Yukarıda bahsedilen Gökhan adlı kişi var afişte.

Bunları çekerken bir derdin, bir meselen var mı?

Kapitalizmin kurduğu ilişkileri, insanları değersizleştirmesini, her şeyin temel değeri olarak parayı baz almasını sevmiyorum. Herkes aynı şeyi söylüyor: Git iş bul, kariyer yap, evlen, çocuk yap, çocuğu özel okula yolla, çocuk büyüsün, çocuğa düğün yap, emekli ol, tatil yap, sonra da öl. Hep bunu yapıyor sistem bizlere. Gölgeleri kendilerinden büyük insanları sevmiyorum. Kişisel gelişim kitapları gibi konuşan sistemin tüm değersiz boş yanlarını tüketim alışkanlıkları ruhlarıyla kemikleşmiş insanları sevmiyorum. Onların belgeselini yapmak benim için bir anlam ifade etmez, böyle bir şeyi tercih etmem.

Bu döngüyü ne zaman fark edip rahatsız oldun?

"O dönem, şu dönem" diyemem ama yazları tütün tarlasında çalışırken elimize geçen paranın çok az olduğunu ve zor geçindiğimizi fark etmem çok geç olmadı. Köyde olmasak Türkiye'deki birçok insanınki gibi çok zor bir hayatımız olurdu. Öğrenciyken birçok kafede barda çalıştım. 30-35 TL yevmiyeyle çalışırken yine hiç bir ihtiyacımı karşılayamıyordum. Fabrikada çalıştım bir dönem gene aynı süreçten geçtim. Tüm hayatını, yaşamını, zamanını feda ediyorsun. İnsan nasıl böyle mutlu olur da bir dert edinmez kendine?

 

Hikayeleri keşfettikten sonra onları çekmeye nasıl karar veriyorsun? Süreci anlatır mısın? Nelere göre onu çekmeye karar veriyorsun?

Ege Üniversitesi’nde okurken 525 belgeselini çekmiştik. Ege Üniversitesi’nin meşhur otobüsü. Her şeyden önce insan neyi izler, ben neleri izlerim onu düşünüyorum. Maliyetleri düşünüyorum. 525’i çekmek benim için maliyetli bir iş değildi. Kendi şartlarım içerisinde en az maliyet ve en iyi sonuca odaklandım.

Gelecekte kimleri çekmeyi planlıyorsun?

Çobanın Şiiri’ni birlikte çektiğimiz dostum Ali Uzun’la Türk edebiyatının çınarı Hüseyin Avni Dede’nin belgeselini çekmek istiyorum. Hüseyin Ağabey şair kimliğinin yanında Beyazıt’ta işportacılık yapıyor. Ece Ayhan’ın, İlhan Berk’in arkadaşı. İstanbul’un biri simgelese bu Hüseyin Ağabey derim. Herkes onunla yüzeysel röportajlar yapıyor ama onu oraya iten, döngünün dışına çıkaran şeyleri anlatmak önemli olan sanırım.

Çekmeyi hayal ettiğin bir belgesel var mı?

Kitaplarını çok sevdiğimden ve kimseye röportaj vermediğini düşünürsek İhsan Oktay Anar’ı çekmeyi çok isterdim.Yine Anadolu’da adını sanını bilmediğimiz, çok iyi kıymetli işler yapan geleneksel sanatlarla uğraşan sanatçıların olduğunu biliyorum. Onların hayatını belgelemek isterim. Sonuç olarak çok göz önünde olmayan ama farkındalık yaratan insanların hikayelerini çekmek istiyorum.

Hangi konuda farkındalık yaratan insanlardan bahsediyorsun?

Emeğinle çalışmak dünyanın en güzel şeyi ama bunun ne kadar karşılığını alıyorsun ki hayatta? Sen tüm hayatını bir ev ya da araba almak için çalışarak harcadığında zamanını ne kadar da değersiz bir şekilde harcamış oluyorsun. Ama bize bunu söylemiyorlar. Bu döngüyü reddetmiş insanlar yararsız olarak görülüyor. Bu insanlar sistem yüzünden bir yerlerde tutunamamış kendini ifade edememiş; yaptığı sanatta, okuduğu kitapta, hayata bakışında kendine bir yuva bulmuş. Onların hikayelerini seviyorum.

Zamanı nasıl harcarsan değerli oluyor?

Bir film izlersin, bir kitap okursun, bilmediğin bir şey öğrenirsin, keşfedersin. En önemlisi üretmek, ürettiğin şeyle bağ kurmak ve buna devam etmek. Hiç bir şey yapmasan bir sokağı izlemek bile güzel. Tabi ekonomik zorunlunlar, tüketim kültürü insanlara boş zaman bırakmıyor.

En sevdiğin filmlerden öneriler?

Aki Kaurismäki’nin Mies Vailla Menneisyyttä (Geçmişi Olmayan Adam), Kim Ki Duk’ın Bom yeoreum gaeul gyeoul geurigo bom ( İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış), Dagur Kari’nin Voksne Mennesker ( Tutunamayanlar), Andrey Zvyagintsev’in Vozvrashchenie (Dönüş) filmlerini öneririm. Belgesel olarak da Suha Arın’ın Tahtacı Fatma adlı belgeselini öneririm.

Eklemek istediğin bir şey var mı?

Son olarak biz bağımsız sinema yapan bir avuç insanız, bin bir güçlükle film üretiyoruz. Birlikte güçlüyüz ve her şeyden önce ekip arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Birlikte üretiyoruz. Aileme teşekkür ediyorum. 

Yönetmeni YouTube ve Instagram hesaplarından takip edebilirsiniz.

YouTube

Instagram