Yazılar

Queer Elizabeth - Neşeyle Direnebilmenin Müzik Hali

Paylaş
20-02-2019
Kardelen Uysal

Queer Elizabeth; Yavuz Cingöz ve Burcu Güler tarafından 2017 yılında İzmir’de kurulan bir elektronik dans müziği grubu. Deep house, elektro pop ve daha pek çok türde canlı EDM performansı yapan ikiliyle Alsancak'ta buluştuk. Grubun isminin nereden geldiğini, direnmenin, baş kaldırmanın neşeyle dansla da gerçekleşebileceğini konuştuk. Queer Elizabeth; 22 Şubat Cuma günü, saat 20.00'da Cinatı'nda sahne alacak. Bolca dans etmek isteyen, kimliğini, etiketini üzerinden sıyırıp atan herkes bence orada olmalı. Grubu Soundcloud, Facebook, Instagram ve YouTube üzerinden takip edebilirsiniz. 

 

Görselde gruptan Yavuz ve Burcu bulunmakta. Ayakta poz veriyorlar. 

 

Müzikle ilgili geçmişinizden bahseder misiniz?

Burcu: Bizim 2002 yıllarında Black Sabbath cover'ları yapan bir grubumuz vardı. Ayrıca Yavuz’la kendi çapımızda dark wave türünde elektronik alt yapılı şarkılar yapıyorduk. Bir senedir de bu proje için çalışıyoruz.

 

Burcu sen bir yandan da müzik işçisisin. 

Burcu: Evet, piyasada uzun zamandır şarkı söyleyerek geçimi sağlıyorum, geçmişte pek çok popüler türde ve mekanda çalıştım, beni bir müzik işçisi yapan da bu.

 

 

Queer Elizabeth adı nereden geliyor?

Yavuz: Hem akılda kalıcı olsun hem de Queer kelimesini “nanik çıkarmak” olarak kullanmak istedik. Queering, queer'leme, queer bir müdahalede bulunma şeklinde kullanmak istedik. Postyapısalcı anlamıyla onun yapısını bozma, yeniden ondan bir anlam yaratma, kavramsal olarak içini boşaltıp yeniden kendi anlamlarımızla doldurmayı müzikte yapmak istediklerimiz üzerinden göstermek istedik. Tam olarak şunu yapmak istiyoruz: Pink Floyd’un Comfortably Numb şarkısına Scissors Sisters’ın yaptığı cover, yapmak istediğimiz şeye denk düşüyor diye düşünüyoruz. Onların yaptığı şeyi de bir quuer'leme, queering olarak görüyorum.

Herkesin çok iyi bildiği, belli bir anlama sahip bir parçanın anlamını yeniden üreterek, üstelik onunla dalga geçmeden, içini boşaltmadan yerine bize dair bir şey koyarak yapmak istedik. Biz queerlemeyi ismimizle de göstermek istedik. Müziğimizi en iyi anlatan şey Queen Elizabeth’in Queer Elizabeth’e dönüşmesi.

Burcu: Pek çok şarkıcıdan, gruptan seçtiğimiz şarkıları gerçekten kendimize göre düzenliyoruz. Bu da queer'leme üzerine bir çalışma oluyor ve öyle duyuluyor zaten. Dinlediklerinde insanların da bunu hissedeceğini düşünüyoruz.

 

Queer Elizabeth’i kurmaya nasıl karar verdiniz?

Yavuz: Grupların her parçayı birebir aynı formatta çalması bizim için çok sıkıcıydı. Kendi ihtiyacımızdan doğdu aslında Queer Elizabeth. Piyasada hep aynı rock sound ile çalınan şarkılar var. Ne dans edebiliyoruz ne de eğlenebiliyoruz. Her ne kadar diğer gruplarda ben basçı, Burcu vokal olsa da bizim ayrıca yürüttüğümüz elektronik müzik çalışmalarımız vardı. Bunu performansa dönüştürebilir miyiz diye düşünürken mekan bulabilir miyiz sorusunu sorduk. Hem elektronik müzik yapıyoruz hem mekan arıyoruz. Kendi modumuzdaki parçalardan, taviz vermeden cover yapalım diye karar verdik. Çalarken de eğlenelim diye düşündük.

 

 

 

Birbirinden farklı parçalar da yer alıyor. Cover yapacağınız parçalara nasıl karar veriyorsunuz?

Burcu: İlk önce kendi keyfimize, zevkimize göre seçiyoruz tabii bilinirliğine göre de seçim yapıyoruz. Araya çok bilinmeyen ama bilinse sevileceğini düşündüğümüz parçaları da ekliyoruz. 

Yavuz: Hangi parçaların cover’ı yapılabilir diye tartışırken bir DJ set hazırlar gibi 2018-2019 döneminin en popüler parçalarından bir şey seçmek çok zor çünkü o şarkıların sezonluk olduğu çok belli. Örneğin 20 sene sonra da dinlenecek dediğimiz ve uzun süredir de sevilen parçalarını seçiyoruzTür konusunda esneğiz ama politik olarak bize daha uygun grupları ve parçaları tercih etmeye çalışıyoruz.

 

 "Hep beraber, herkesin kimliklerinden sıyrıldığı bir biçimde dans etmek istiyoruz." 

 

Politik olarak derken kast ettiğin şey nedir?

Yavuz: Her popçunun, her EDM (elektronik dans müziği) müzik yapanın, elektro pop grubunun parçasını çalmamız mümkün değil. Queering yaparken aynı zamanda bizim queer'den anladıklarımızı anlayan projeleri seçmeye özen gösteriyoruz. Disko bizim için bunlardan biri.

70-80’li yıllarda punk müzik ayrımcılığa, faşizme karşı bir sürü söyleme sahipken bir tane Siyah punk bulamayız. Ama disko müzikte heteroseksüeller, eşcinseller, siyahlar, beyazlar birlikte dans edebiliyordu, üstelik kadın görünürlüğü oldukça fazlaydı. O yüzden disko bizim için daha önemli bir yerde. Yola çıkışımız da bu şekilde. "Hep beraber, herkesin kimliklerinden sıyrıldığı bir biçimde dans etmek istiyoruz." dedik. 

Emma Goldman’ın da işaret ettiği yerdendans edebileceğimiz bir devrimin müziğini yapmak istiyoruz. Herkesin kimliğinden sıyrıldığı, kimsenin bir diğerinden farkını gözetmediği bir dans pistinin müziğini yapmak istiyoruz. O yüzden "politik" dedim.

Şarkı çok iyi bile olsa sevmediğimiz birinin müziğini yapmak bizim için bir şey ifade etmiyor. Queer yoldaşlığı bizim için önemli bir şey.

 

 

Burada önemli bir şeyden bahsediyorsun. Direnmekten, isyandan, baş kaldırmaktan bahsettiğimizde aklımıza hep rock şarkılar geliyor. Siz şu an EDM ile de bunun mümkün olduğunu söylüyorsunuz.

Burcu: Zaten öyleydi. Biz 70-80 dönemi şarkılarından değil de daha modern, EDM şarkıları yapıyoruz fakat mantığımız o dönemin ideolojisini benimsemiş durumda. Yavuz’un da anlattığı gibi aslında disko politikti. Her türlü kimliğin özgürce dans edebildiği bir dönemdi. Orada insanlar hep birlikte hiçbir ayrım olmadan dans etmenin keyfini yaşıyorlardı ve orada da politize oluyorlardı aslında. Disko kültürü bana her zaman daha iyi gelmiştir.

Yavuz: Rock müzik çoğunlukla eril aslında, gruplar genellikle erkeklerden oluşuyor. Çoklukla kadını metalaştıran, cinsiyetçi, doğrudan erkek kültürünün ürettiği bir müzik. 

Siyahların gospelinin, hep eğlenceyle direnmesinden çıktığı söylenir ya… Ağıt yakmıyorlardı, eğleniyorlardı. Onların bir arada kalmalarını, direnmelerini sağladı. Bu LGBTİ’deki karşılığı da "güllüm" mesela. Tam olarak yaptıkları da buydu. Yani eğlenmek, eğlenceyle kahkahayla direniş göstermek, ağıt yakmamak, her durumda eğlenmek. Direnişe dair olan aslında o kahkahadır, diğeri pes etmeye dairdir; ağlamak, yakınmak… Evet, hepsinin bir zamanı vardır. Hiçbir zaman ağlamayalım, üzülmeyelim, ağıt yakmayalım demiyorum, zaten neden travmayı baskılayalım ki? Ama kahkaha bizi bir arada tutacak olan şey.

Burcu: Ursula Le Guin’in de bu konuda söylediği önemli şeyler var. Bizim entelektüellerimizin kibirli olanlarının yaptığı çok büyük bir kötülük var. O da acının, kederin, kasvetin asıl sanatsal ve entelektüel olan olduğunu söylüyor. Neşeli olmanın ya da neşeye dair olanların, mesela distopya yerine ütopyanın daha aşağı, daha kalitesiz bir yerde olduğunu düşünmemize yol açtıklarını söylüyor. Daha acıklı olan şeyler daha değerliymiş gibi görülüyor. Sadece bizim kültürümüzde değil pek çok kültürde bu böyle. Ursula Le Guin de bunun umuda, bize, birlikteliğe yapılmış büyük bir haksızlık olduğunu söylüyor çünkü sadece bu duygularla hareket etmek çaresizlik yaratır. Çaresizlik hissi yaratan hiçbir şey bence politik olamaz. Ancak umut örgütleyebilir bizi. Bunu da yaptığımız müziğe yansıtıyoruz.

 

"Almost Live" - "Neredeyse Canlı" diye bir mottonuz var. Bunu açıklar mısın?

Yavuz: Yaptığımız müzikte samimiyeti ve dürüstlüğü de önemsiyoruz. Mottomuz da dürüst olsun, istedik. Bu tamamen canlı bir müzik değil. O an beat'ler, bass'lar yazılmıyor. Bu bir programlama, bir prodüksiyonun oradaki sunumu. Orada dengelenmiş, dünya kadar işlemi yapılmış, evde kaydedilmiş altyapılar da orada sample olarak var. Bunu herkes yapıyor ama biz ‘canlı performans’ yazmak yerine ‘neredeyse’ demeyi tercih ettik. Canlı çaldığımız kısımlar var, vokaller zaten canlı yapılıyor. Ama orada neden tamamen canlı olması adına back vokallerden feragat edelim ki… Ancak bu bir DJ set değil. Bu zaten bir canlı performans. Röyksopp da “neredeyse canlı” yapıyor. 

Burcu: Esprili olsun da istedik açıkçası. 

 

Siz ikiniz neler dinliyorsunuz? Özellikle bu aralar?

Yavuz: Tam anlamıyla her şeyi dinliyorum. Víkingur Ólafsson’u bu ara çok dinledim. Bir süre bir besteciye, yorumcuya takarım. Son dönemde çok klasik müzik dinledim. Besteciler arasında Schubert ve Tchaikovsky’i çok severim. Cazda Bill Evans’ı çok severim. Daha klasik kökenli cazcıları dinlemeyi tercih ediyorum. Beach House, Björk, Röyksopp, Depeche Mode’u dinlerim. 

Burcu: Ben de her şeyi dinliyorum aslında. Ama özellikle soul, R&B, funk, caz ve bunların yeni dönem ‘’future ya da neo’’ ön ekli versiyonlarını çokça takip ediyorum. Örneğin Mosses Sumney hem besteleri hem de muhteşem vokalleriyle son dönem ilgimi en çok çeken şahsiyet. Bu ara James Blake’in son albümünü de tavsiye ederim.

 

22 Şubat Cuma günü, 20.00’da Cinatı’nda sahneye çıkıyorsunuz. Kimler gelsin sizi dinlemeye?

Burcu: Dans etmek isteyen, elektronik dans müziğini seven herkesi bekliyoruz. Bize bir şans verebilirler diye düşünüyorum.

Yavuz: Cinatı; rock, caz ve blues çalan bir mekan. Az önce belirttiğim gibi ben de bu türleri severek dinliyorum ama böyle bir grup çıksa ben koştura koştura dinlemeye giderdim.