Yazılar

Yerdeniz: Müptelası Olacağınız Bir Kitabevi

Paylaş
17-03-2019
Kardelen Uysal

Yerdeniz Kitapçısı, bağımsız bir kitapçı. Alsancak’ta, gara oldukça yakın bir yerde bulunan bu kitabevinin müptelası olabilirsiniz. Nuray Önoğlu uzun bir süre akademisyenlik ve çevirmenlik yaptıktan sonra eşiyle bu kitabevini açmış. İçerisi apayrı bir dünya gibi… Kitaplarla, keyifli sohbetlerle, muhteşem müziklerle dolu bir yer orası. Nuray Hanım’la oturduk onun Ulu Ursula dediği Ursula K. Le Guin’in kulaklarını çınlattık, okuma merakından, bağımsız bir kitabevi olmanın zorluklarından, iyi bir okuyucu olmanın yollarından, kitap okumayanların neler kaçırdıklarından, iyi okurların ise nasıl yaşadığından bahsettik.

Onun önerisiyle Ursula K.Le Guin’in Her Yerden Çok Uzakta adlı novellasına ve Eka Kurniawan’ın Güzellik Bir Yaradır adlı romanına başladım. Nuray Hanım iki kitap hakkında da derin bir bilgiye sahipti. Siz de iyi kitaplara erişmek istiyorsanız, sizin dilinizden anlayan, okuyucuya da yazara da özenle yaklaşan bir kitabevi ile yolunuza devam etmek istiyorsanız mutlaka buraya uğrayın. Yerdeniz Kitabevi’ni Instagram, Facebook ve Twitter üzerinden takip edebilirsiniz. Ayrıca kitabevinin tüm kitaplarına Nadir Kitap üzerinden ulaşabilirsiniz. Keyifli okumalar… 

 

Nuray Önoğlu objektife gülümseyerek poz vermekte. Arkasında raflara dizilmiş pek çok kitap bulunuyor.

 

Adınız Ursula K. Le Guin’in Yerdeniz kitabından geliyor. Neden yazarın bu kitabını tercih ettiniz?

Yerdeniz, Ursula Le Guin ile çok özdeşleşmiş bir isim. Ursula Le Guin dediğinizde on insandan yedisi Yerdeniz’i hatırlar. Belki birileri Karanlığın Sol Eli, bazıları Mülksüzler, bazıları da sizin favoriniz olan Rüyanın Öte Yakası adlı kitabını anımsar ama en yaygın bilinen ve ilk akla gelen Yerdeniz serisidir. Le Guin’in en sevdiğim kitaplarından biri de Her Yerden Çok Uzakta’dır; olağanüstü bir arkadaşlık ve aşk hikayesidir. Yerdeniz serisini sevdiğimiz ve Ulu Ursula ile özdeşleştiği için bu adı seçtik. Ayrıca kulağa da çok hoş geliyor; doğayı, dünyayı her şeyi simgeliyor Yerdeniz. Gezegenin bütününü oluşturan iki şey aslında.

 

Okumayı bırakmış ve bu alışkanlığa dönmek isteyen insanlara okuma konusunda yol gösteriyorsunuz. Olay örgüsü sürükleyici, görece kolay kitaplar seçiyorsunuz. Var mıdır okuyuculara roman anlamında bu tip önerileriniz?

Eskiden kitap okuyan ama ara veren, yeniden ısınmak isteyen insanlar için önerilerim var. Bunlardan biri John Fowles’un Koleksiyoncu adlı romanı. Koleksiyoncu hem çok iyi bir roman hem de içerik anlamında çok etkileyici. Romandaki karakterlerin diyalogları, kendi iç konuşmaları oldukça düşündürücü ve tatmin edici bir okuma sağlıyor. Hikayesi de çok merak uyandırıcıdır; elinizden bırakamazsınız.

Bir diğeri Arnon Grünberg’in Alef Yayınları’ndan çıkan Tirza adlı kitabı. Bu kitabın da içeriği oldukça sağlamdır ayrıca oldukça sürükleyici bir olay örgüsüne sahiptir. Başladığınızda elinizden bırakamayacağınız kitaplardandır.

Delidolu Yayınları’ndan Marian İzaguirre’nin Bir Zamanlar Hayat Bizimdi adlı romanını önerebilirim. Bu roman küçük bir kitapçıda geçer, bizim için yeri ayrıdır. İki paralel hikaye vardır bu kitapta, merakla okursunuz.

Maviliğin Sonunda, Carme Riera adlı bir Katalan yazarın kitabı. İspanyolların Yahudileri İber Yarımadası’ndan kovdukları bir dönem vardır, hatırlarsanız. Bu olayların hemen öncesinde başlayan bir tarihi romandır bu da. Mayorka Adası’nda bir Yahudi mahallesinde başlar roman. Orada yaşayan insanlar başlarına gelecekleri sezer ve kaçış için planlar yaparlar. Olayın içinde bir aşk hikayesi de var. O da merakla, zevkle okunabilecek bir kitaptır.

Ara vermiş bir okur için okumayı sürdürmek bir meseledir. Bu tip merak uyandıran kitaplar meseleye epey iyi bir çözüm getirir. Bir filmde ya da dizide olduğu gibi merak unsuru devam etmenizde önemli bir etmendir.  Bir süre böyle kitaplar okuduktan sonra okuyucu “daha ağır”, daha odaklanma gerektiren kitaplara geçiş yapabilir.

 

TÜİK verilerine göre okuma ihtiyacı Türkiye’de 235. sıradaydı. Bunu nasıl yorumluyorsunuz? (Araştırmaya şu linkten ulaşabilirsiniz)

Sanırım toplumumuzdaki refah ve eğitim sistemimizle ilgili önemli ipuçları veriyor bu sonuç doğruysa. 252. sırada olmasa bile ilk 10-20 içinde olmadığını tahmin ediyorum. İnsanların kitap okuyabilmeleri için temel sorunlarını çözmüş olmaları gerekiyor. Yarın ne yiyeceğini, nerede uyuyacağını, faturalarını ödeyip ödeyemeyeceğini, iş güvencesinin olup olmadığını bilmesi lazım ki oturup kendini geliştirmek, ruhunu beslemek için kitap okumak isteyebilsin. İnsanlarımızın birçoğu bu tip temel ihtiyaçlarının karşılanması güvencesinden yoksun oldukları için okuma bir ihtiyaç olarak sıralamalarına giremiyor.

Bununla sınırlı değil; parası olan, bu tür güvencelere sahip ama kitap okumayan insanlar da var. Buradan da belki eğitim sistemimizle ilgili sonuçlar çıkarabiliriz. Eğitim sistemimiz bizi okumaya yönelten, bize okuma alışkanlığı kazandıran, bunu bir ihtiyaç olarak hissettiren bir sistem olmaktan uzak görünüyor.

Kırk yıl önce ortaöğretimde okumuş biri olarak o zamanki eğitim sistemiyle şimdiki eğitim sistemi arasında ne yazık ki olumsuz anlamda büyük farklar görüyorum. Öğretmenlerimiz bize okuma ödevleri verirler, okuma alışkanlığı kazanmamız için belli yöntemler izlerlerdi. Örneğin tatillerde kitaplar okur, özetini çıkarırdık. Tabii internet olmadığı için kopyala yapıştır yapamazdık. Kitapları gerçekten okuyup özetlememiz gerekirdi.

Kitap okumanın bir çocuğa kazandırdıkları anlatmakla bitmez. Geçen gün buraya genç bir baba iki oğluyla geldi. Çocuklardan birine Yordam Yayınları’nın yeni bir çeviriyle bastığı Huckleberry Finn’in Maceraları adlı kitabını önerdim. Huckleberry Finn benim çocukluk kahramanlarımdandır. Ben Erzincan’ın bir köyünde büyüdüm, 16 yaşıma kadar orada yaşadım. Küçük bir çocukken bile başka ülkelere, dünyalara gitmeyi hayal ederdim çünkü Jules Verne, Mark Twain okumuş, Tom Sawyer ve Huckleberry Finn’in, Kaptan Grant’in Çocukları’nın maceralarına eşlik etmiştim.

Okuma alışkanlığı kazanabilmek için önünüzde örnekler olması gerekiyor. Okumayı 6 yaşında filan öğrendim. Okumayı öğrendiğimden beri iyi bir okuyucuyum. Kitap okumadan yaşayabileceğimi sanmıyorum. Babam çok iyi bir okuyucuydu; onu ya gazete ya da kitap okurken hatırlarım daima. Öyle olunca, benim okuma alışkanlığı kazanmam da kolay olmuştur, çünkü çocuklar ebeveynlerini taklit eder. Sözünü ettiğiniz istatistik doğru ise çocukların bir kısmı evde kitap okunduğunu görmeden büyüyor ve okuma alışkanlığı edinemiyor demektir.

 

Görselde Nuray Hanım, çok satması gerekenler köşesinde ayakta durarak poz veriyor. Bir masaya konmuş pek çok kitap yer alıyor. Önünde de yuvarlak bir sehpa var. 

 

Teknolojinin buradaki payı ne sizce?

Büyük bir payı olduğu kuşkusuz. Televizyon, cep telefonları, tabletler, diziler… Pek çok akıl çelen, cazip alternatifler mevcut. Fakat bana öyle geliyor ki; okumanın keyfine varan biri, tüm bunlara rağmen okumayı sürdürür, okumaya zaman ayırır.

 

Kitap okuyan kişilerin hayatı nasıldır? Neye benzer? Okumayanlara göre avantajları nelerdir ya da şöyle sorayım kitap okumayanlar neler kaçırıyorlar?

Güzel bir soru. Tim Parks adında İtalya’da yaşayan İngiliz bir yazar var. Yakın geçmişte onun "Ben Buradan Okuyorum" adlı bir kitabı yayınlandı. O kitapta “Okumak bir zorunluluk değildir. Hiç kitap okumadan da çok iyi bir hayat sürdürmek mümkündür,” anlamına gelen sözler ediyor. Herhalde öyledir ki yeryüzünde milyarlarca insan belki de hiç kitap okumuyor. Yani kitap okumadan yaşanabilir, öyle olduğu ortada. Ama yine de bana kitap okumayanlar çok şey kaçırıyor gibi geliyor.

Çok başarılı bir akademisyen arkadaşım var. Mesleki anlamda her şeyi okur ama edebiyat okumaz. Bir gün bana “Bu kadar roman okuyorsun ne anlıyorsun bunlardan?” diye sormuştu. Ben de “Romanlar insanları tanımamı ve hayatı daha iyi anlamamı sağlıyor” demiştim ona. Bulabildiğim cevap buydu. İnsanları, kendimizi daha iyi tanımamızı; hayatı daha iyi anlamanızı sağlıyor kitaplar. Şüphesiz bana katılmayan çok insan vardır. (gülüşmeler)

 

İyi bir okuyucu olmak için ne yapmalıyız ve iyi bir okuyucu olduğumuzu nasıl anlarız?

Nasıl anlarız hiç bilmiyorum ama iyi bir okuyucu olmanın tek yolu var: Okumak. Okumak başka her şeye benziyor bana kalırsa. Spora ilk başladığımızda daha hafif hareketler yapabiliyoruz. 5-10 mekik çektikten sonra gücümüz tükeniyor ancak sonra, devam ettikçe, kaslarımız güçleniyor.

Okuma kasları diye bir şey varsa, onlar da okudukça güçleniyor. Okudukça daha iyi okumaların yolu açılıyor. Ben çok satanların, aşk romanlarının, polisiyelerin rolünün hiç azımsanmaması gerektiğini düşünüyorum. Kimse okumaya Suç ve Ceza ile başlamıyor. Bazen moralimiz bozuk olur, odaklanamayız ciddi bir kitap okuyacak durumda değilizdir. O dönemde bir polisiye okuyabiliriz mesela.

On yıl kitap okuyunca ilk yıl okuduğunuz kitapları daha hafif bulabiliyorsunuz. Ama unutmamak lazım ki o kitaplar bizleri şimdi okuduğumuz kitaplara getirdi. Zaten bir kitap okurken o kitap size mutlaka başka kitapların kapısını açıyor. İyi bir okuyucu olmak için düzenli ve bol bol okumak benim bildiğim en iyi yol. Tabii iyi okurların, eleştirmenlerin, onların yazdıklarının rehberliği de önemli.

 

Bir de Okuma Paketi hazırlıyorsunuz. Bu kitapları nasıl seçiyorsunuz? Kimlere uygun bu paket?

Bu bir okuyucumuzun talebiyle başladı. Bize Twitter üzerinden “böyle bir şey yapsanız da İzmir’de yaşamayan insanlar olarak biz de Yerdeniz’den kitap alabilsek” dedi.

Yaklaşık 100 TL civarında tutan bir paket hazırlıyoruz iki aydır. 3 ya da 4 kitaptan oluşan Okuma Paketi, okuma alışkanlığı olan kişilere hitap ediyor. Her ay üç dört iyi kitap okumak isteyen ve bize adresini, telefonunu bildirerek talep eden herkese gönderiyoruz.

Okuma Paketi için çok iyi olduğunu düşündüğümüz, herkes okusa ne kadar güzel olur dediğimiz, çok sözü edilmeyen, bazıları gözden kaçmış çok güzel kitaplar seçiyoruz. Elbette hepsi için geçerli değil gözden kaçma meselesi; paketin birinde Gaye Boralıoğlu’nun Dünyadan Aşağı adlı kitabı vardı. Çok sözü edilen, bilinen bir kitap ama biz de çok beğendiğimiz için koyduk. Öte yandan paketimizin birinde Richard Yates’in Bağımsızlık Yolu isimli bir romanı var. Richard Yates’in öykülerinden etkilenince romanlarını da bulup okuduk; olağanüstü iki romanı basılmış ancak fazla dikkat çekmemişti. Onun romanlarına dikkat çekmek istedik doğrusu.

 

Bağımsız kitapçıları desteklemek neden önemli? Okuyucuya yararı nedir bağımsız kitapçının?

Bağımsız kitapçılar ortadan kalktığında pek çok nitelikli eser de ortadan kalkacak diye korkarım. Sebebi de şu: Bağımsız kitapçı büyük ölçüde kitap seven, kitaplarla ilgili bir şey yapmak isteyen ve bunu yaparken fazla kazanmamaya razı kişidir. Bunu yaparken de yayın dünyasını, yeni çıkan kitapları izler, kitaplar hakkında bir fikri vardır.

Zincir mağazalarda rastlamayacağınız, bulamayacağınız yazarları, kitapları bağımsız kitapçıların raflarında bulursunuz. Bağımsız kitapçı, herkesin sözünü etmediği kitapları size sunar. Bağımsız kitapçınız size rehberlik edebilir. Kimi kitapların, çeşitli sebeplerle, çok sözü ediliyor, tanıtımı yapılıyor vs. Fakat okuduğunuzda niçin bu kadar sözünün edildiğine akıl erdiremiyorsunuz. Öte yandan, çok iyi bir yazarın, çok iyi bir kitabın pek de sözü edilmeyebiliyor, habersiz kalabiliyorsunuz. İşte bağımsız kitapçı her şeye rağmen o kitabı, o yazarı fark eden, okurunun dikkatine sunan bir yerdir, öyle olmalıdır.

Mesela bir sürü şarlatanlık kişisel gelişim kitabı diye pompalanıyor ve insanlar kişisel gelişimi bu şarlatanlıklarla eş tutuyor ve azımsıyor. Oysa kişisel gelişim mümkün ve önemli bir meseledir.  Örneğin bilinçdışının nasıl işlediğini, davranışları nasıl belirlediğini anlatan bir kitap okumak kişisel gelişimle alakalıdır. Bilişsel uyumsuzlukla ilgili bir kitap okuduğunuzda bir kişisel gelişim kaydedersiniz. Beyninizin nasıl işlediğini, insan psikolojisinin nasıl işlediğini, insan evriminin bugünkü davranışlarımız üzerindeki etkilerinin neler olduğunu öğrendiğinizde kişisel gelişim kaydedersiniz. Bence bunlar kişisel gelişim kitabıdır ve bunları okumak, azımsamamak gerekir. Bağımsız kitapçı, bu türden yanlış anlamaları gidermenize katkısı olacak bir yerdir.

 

Görselde Nuray Hanım'ın kişisel gelişim olarak adlandırdığı kitaplar yer alıyor. Bunların arasında Hatalar Psikolojisi, İçimizdeki Maymun, Kadın Beyni, Erkek Beyni, Saç Saça Baş Başa, Müminler İçin Ateizm gibi kitaplar yer almakta.

 

Aslında bir yandan siz hem okuyucuyu hem de yazarı koruyorsunuz.

Estağfurullah koruma demeyelim. Her ikisine de ihtimamla yaklaşıyoruz diyelim, büyük bir ihtimamla.

 

Bağımsız kitapçının sürdürülebilir olmasını etkileyen okuyucu dışındaki faktörler nelerdir?

Türkiye’de en önemli mesele sabit fiyat uygulamasının olmaması. Bağımsız kitapçılar kitap satın alırken uygulanan indirimlerle, zincir mağazalar kitap alırken onlara uygulanan indirimler birbirinden son derece farklı. Bizim aleyhimize büyük bir adaletsizlik var. Hal böyle olunca da internet kitapçıları ve zincir mağazalar %60’lara varan indirimler uygulayabiliyor. Bizim o indirimleri yapmamız mümkün değil çünkü biz satın alırken o indirimleri görmüyoruz.

Bağımsız kitapçıların tedarikçilerden kitap alırken gördükleri indirim oranları ortalama %30-35 oranındadır, %20-25’lere kadar düştüğü olur, ender olarak % 40’lara çıkar. Dolayısıyla ortalama %30’u pek aşmayan bir kar marjıyla çalışıyorsunuz ve buradan kazandığınız para ile de kitabevini döndürmeniz gerekiyor.

Öte yandan zincir mağaza çok sayıda kitap alabildiği ve bir tür tekel olduğu için bambaşka şartlar dayatabiliyor yayıncıya. Bir de şöyle bir durum var. Aynı sermaye grubunun bir bazen birden fazla yayınevi var. Kitapçılara kitap tedarik eden kitapçısı var, internet üzerinden satış yapan perakendecisi, ayrıca perakende satış mağazaları var. Ve bağımsız kitapçının bu güçle rekabet etmesi bekleniyor. Okur, online kitapçılar şu kadar indirim yaparken, siz neden yapmıyorsunuz diye soruyor haklı olarak.

Bunun çözümü, bazı ülkelerde uygulandığını bildiğimiz bir yöntem: Kitaplar basıldığında etiket fiyatı belirleniyor ve bağımsız, online vs. ayrımı olmaksızın tüm kitapçılar ancak bu fiyattan satabiliyor. Buradan mevcut fiyatların sürmesi gerektiğini savunduğum gibi bir anlam çıkmasın. Sabit fiyat garantisi geldiğinde yayıncılar o büyük sermaye gruplarının tedarikçilerine, perakende zincir mağazalarına çok yüksek indirimler yapmak zorunda kalmayacakları için belki kitabın fiyatı düşecek, böylece tüketicinin de lehine bir durum oluşacak. Kabul edelim ki burası yoksul bir ülke ve insanlar biraz daha indirimli bir kitap alabilecekken, bağımsız kitapçıyı seçmeyebilir. Sabit fiyat uygulamasının kitap fiyatlarında bir miktar düşüşe bile neden olabileceğini sanıyorum, bilmem hayalperestçe bir düşünce midir...

Bir diğer konu bilinçli okurun desteği. Her şeye rağmen mutlaka kitaplarını bağımsız kitapçılardan alan okuyucular var. Onlar bağımsız kitabevlerinin önemini biliyorlar. Krizden sonra durgunluk olunca abonelik çağrımıza Hakkari’den, Ankara’dan, İstanbul’dan, İzmit’ten insanlar yanıt verdi ve ilk kargolarımızı bu hafta gönderdik. İnsanlar memnun kaldıkça bu kulaktan kulağa yayılacaktır. Böyle küçük bir kitapçının yaşaması için ayda 100 okuyucunun 100 liralık kitap alması yeterli olabilir diyoruz; bu bizimki gibi küçük bir kitapçının faturalarını ve kirasını ödemeye yeter. Bilinçli okur bağımsız kitapçıları seçtiği içindir ki üç yılı aşkın bir zamandır Yerdeniz’i yaşatmayı başardık. Bunu elbirliğiyle yaptık ve sürdürebilmeyi umuyoruz.

Daha önce söylediğim bir şeyi yineleyerek tamamlamak isterim sözlerimi. Son bağımsız kitapçı da kapandığında, zincir mağazaların, online kitapçıların insafına kalacağız. Seçeneklerimiz onların bize göstermeyi uygun gördükleriyle sınırlanacak. Bu korkunç ihtimalden kaçınmanın tek yolu, el birliğiyle bağımsız kitapçıları yaşatmak. Burada ve her yerde.

 

Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Bugüne kadar birçok röportaj verdik, siz onların arasında dersine en iyi çalışarak gelenlerden birisiniz. Bunun için teşekkür ederiz.